“İdeolojiler,İdrakimiz Üzerine Giydirilmiş Deli Gömlekleridir” Cemil Meriç
Önceki yazımızda sözünü ettiğimiz akla ziyan müdahaleleri uzatmadan sayalım:
BİR. Kazakistan’da kurulu üniversiteye sadece Kazakistan’dan ve Türkiye’den değil,Türk devlet ve topluluklarının her birinden belli kontenjanlar dahilinde öğrenciler alınıyordu..Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan gibi bağımsız Türk devletlerinden; Rusya Federasyonu içerisinde bulunan Özerk Türk Cumhuriyetlerinden ve Muhtar Türk bölgelerinden..Dahası, herhangi bir siyasi oluşumu henüz kazanamamış Türk topluluklarından..
Çetin DOĞAN isimli emekli general Mütevelli Heyet Başkanı olur-olmaz bu uygulamayı durdurdu..Artık dışarıdan yeni öğrenci alınmadığı gibi o güne kadar burs alarak belli sınıflara gelmiş öğrencilerin müktesep hakları olan bursları kesilerek onlar da ortada bırakıldılar..
Alın size akılları donduran bir tahribat örneği!.
Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nin asıl kuruluş amacı ve kültürel fonksiyonu, bu uluslararası misyonu idi..Türk dünyasının her yanından öğrenciler, adı “Ahmet Yesevi” olan bu üniversiteye gelecekler, ülkelerine buradan kazandıkları “Türklük bilinci” ve Türk birlik ve bütünlüğü şuuru ile dönecekler; tarihin hasret kaldığı bir medeniyet projesi böylece adım-adım uygulamaya konulacaktı..
Ama!.Bu taze fideler henüz meyveye oturmadan kesilip-atıldılar..Ne bekliyorduk, ne bulduk?!.
İKİ. İlkinden de büyük bir başka tahribat: Ahmet Yesevi Üniversitesi, 2’si Kırgızistan’da, 1’i Dağıstan’da bulunan 3 üniversite ile anlaşmalar yapmış; bu 3 üniversitede “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümleri açılmıştı..Buralar kısa zamanda gelişmiş, Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerine destek olmak üzere Türkiye’den TIR’lar dolusu Türkçe kitap ve başka dokümanlar gönderilerek her birinde, herkese açık “Türk Kültür Merkezleri” oluşturulmuştu..Dahası, bu üniversitelerden biri, öğrencilerden gelen yoğun istek üzerine “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümünü daha ilk yılında “Fakülte”ye dönüştürmüştü..
Yapılan anlaşmalara göre, bölümlerin öğretim üyeleri Ahmet Yesevi Üniversitesi’den gönderiliyordu.. Ne mi oldu?.
Öğretim üyelerinin maaşları kesildi ve o anlaşmalar, o güzelim hizmetler, öğretim üyeleri ve dahi istikballerini Türk dil, edebiyat ve kültürü üzerine programlamış yüzlerce öğrenci ortada bırakıldı..
Ne adına, hangi mantık ve düşünce hesabına?!.
Ben bu üniversitelerden birinde yaşanan hayal kırıklığına bizzat şahit oldum..Kırgızistan’ın tarihi “Oş” kentinde bulunan “Kırgız-Özbek Üniversitesi”nde..Türkiye’den bir heyetin şehirlerinde bulunduğunu duyan yönetim, bizi üniversitelerine davet ettiler ve doğal olarak doğruca “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümüne götürdüler..Duvarlar Türk bayrakları ve Türkçe dokümanlarla donatılmış..Çekik gözlü delikanlı kız ve erkek Kırgız öğrenciler, bizi tarihin derinliklerine götüren konuşma-tavır ve yaklaşımlarıyla cıvıl-cıvıl..
Sevinç gözyaşları döküyoruz..
Fakat o da ne?.Yapılan anlaşma gereğince Ahmet Yesevi Üniversitesi’nden gönderilen sevgili Asil ŞENGÜN hoca bizi uğurlarken kulağımıza bişeyler fısıldıyor: Meğer bizim Yeni Mütevelli Heyet Başkanımız, diğer 2 üniversitede olduğu gibi, buradan da desteğini çekmiş..
Yani bu cıvıl-cıvıl bölüm ve öğrencilerin Türkçe ve Türkiye ile irtibatları kesilmiş..
Sevinç gözyaşlarımız ağıta ve öfkeye dönüşüyor..
ÜÇ. Bitmedi.. Bu ikisi kadar, belki onlardan daha ağır bir tahribat daha: Ahmet Yesevi Üniversitesi, bazıları Kazakistan’da ama çoğu diğer Türk devletlerinde 54 lise ile anlaşmalar yapmış, oralarda Türkçe eğitimi başlatmıştı..
Bu 54 liseden her birine üniversitemizden koordinatör/temsilciler görevlendirilmişti..Anlaşmalı liselerde öğrencilerin Türkiye Türkçesine rağbetleri o kadar büyük idi ki, bazılarında Türkçe bölümlerine kayıt yaptıran öğrencilerin sayısı 3’te 1’lere varıyor, bazılarında yarıya yaklaşıyordu..Toplam sayı 5 bine ulaşmıştı..2007 yılında anlaşmalı lise sayısının 200’e, öğrenci sayısının ise 20 bine ulaşması bekleniyordu..
Ne mi oldu?.Paşa, sebebi nedir bilinmez; gelir-gelmez buraları da kapattı..
DÖRT. Ahmet Yesevi Üniversitesi “Türkiye” ve “Kazakistan”ın “Ortak” üniversitesi değil mi?.
Üniversitede yaklaşık 3 bin idari personel çalışıyor..Bunun bin 500’ünü Türkiye’den göndermeye hakkımız var..Topu-topu 48 yönetici gönderebilmişiz ama bunların hemen hepsi önemli görevlerde..Mali işlerden sorumlu Rektör Yardımcısı, Kültür Merkezi Müdürü, Kütüphane Müdürü, Misafirhane Müdürü, Yemekhane Müdürü gibi bütçe haracamalarına ilişkin önemli görevler..
Paşa gelir-gelmez idari görevlerde olmayan 8 kişi dışında, Türkiye’den giden 40 yöneticiyi geri çekiyor ve üniversitenin Türkiye ile irtibatını adeta sıfırlıyor..
BEŞ. Konuyu Türkiye’de yaşanan bir “Takıntı”ya bağlamamak için, Üniversite kampüsü içinde taa Sovyetler döneminde projeye alınmış “Cami” inşasının önlenmesinden sözetmeyeceğim..“Başörtüsü” genelgesinden de..Aksi halde, yemekhanede bulaşık yıkayan aşçı yamağı Bayanın başındaki örtüyü çıkarması için yemekhaneye genelge asılması olayını duyan okuyucularımın ülkeleri adına rahatsızlık duymalarından korkarım..
Asıl önemli nokta, bütün bunlar “Mütevelli Heyet” kararı alınmadan, karakuşi emirlerle yapıldı..Yani kanunlara, anlaşmalara ve oturmuş/oluşmuş geleneklere aykırı olarak..
Acaba “Bütçede Tasarruf” kaygısı mı var diye düşünmeyiniz..Zira tam aksine yönetimde birlik esasına dayalı idare tarzını, üniversiteyi enstitülere bölerek ve çok başlı bir tarz geliştirerek harcamaların tam-tamına 3 katına çıkarılması da Paşamız dönemine rastlıyor..
Bütün bu konuları daha ayrıntılı ve toplu olarak öğrenmek isteyenler, sevgili Feyzullah BUDAK’ın “Biz Türküz” kitabına başvurabilirler..Kitap “Işık Eğitim Kültür Hizmetleri” kurumu tarafından 2010 yılında basılmış..Yani mutfaktan yeni çıkmış..Hem yeni hem taze..
Feyzullah Bey Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde Rektör Yardımcılığı yapmış, uzun yıllar Mütevelli Heyet Üyeliği’nde bulunmuş ve Namık Kemal ZEYBEK ile birlikte üniversitemizin Türk dünyasının ortak paydası ve ortak bilinci olması yolunda unutulmaz hizmetleri bulunan bir bilge kişilik..
Benim söyleyemediklerimi kitabında daha ayrıntılı ve tutarlı anlatmış.. Okumanızı dilerim..