Dışişleri Bakanının, İsrailli bir Bakan temsilciyle, görüşmesinin yadırganacak, bir yanı yoktur. Bu konuda, en doğru sözü, kendisi de, eski bir Dışişleri Bakanı olan, Sn. Abdullah Gül söylemiştir. “Dışişleri Bakanları ve Diplomatlar şartlar gerektirirse, savaş halinde bile herkesle görüşebilirler”. Amaç yanlış anlamaları ve hataları bertaraf etmek, uzlaşma yolunu, bulabilmektir. Türkiye, mavi Marmara ile, başlayan olayda, ne yazık ki, doğru ve Türkiye’nin çıkarlarına, uygun bir siyaset izlememiştir. Filistin ve Gazze olayında, Arap dünyasının, büyük devletleri olan, Mısır, Suudi Arabistan başta olmak üzere, Arap ülkelerinin, Suriye dışında, hemen hemen, hepsi sessiz kalmıştır. Türkiye, kraldan çok kralcı kesilmiş ve gelecekteki menfaatlerini, menfi yönde etkileyecek, dış politika yanlışları yapmıştır. Ne olduğu, belli olmayan, insani yardım örgütünün oyuncağı olmuş Tüm Türkiye meydanları ve platformları ve yanlış bilgilerle donatılmış, bir kısım halk, bu teşkilat tarafından kullanılmıştır. Mavi Marmara gemisi daha önce Avşa, Marmara adalarına, sefer yapan bir Türk Gemisiyken, nedendir bilinmez, bu örgüte, ucuz bir fiyatla devredilmiş ve bazı insanlar, bilerek veya bilmeyerek, bu gemiye bindirilmiş, İsrail, daha önce kendi karasularına girdiği takdirde, gerekli önlemleri alacağını, bildirdiği halde, göz göre göre, maalesef, bu olayda, 9 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Ne ilginçtir ki Türkiye, tüm dünyada terör örgütü olarak kabul edilen Hamas’a, arka çıkmış ve hatta, bu örgütün liderini, Türkiye’de ağırlamıştır. Bu yanlış, dış politikalar, Türkiye’nin, batı dünyasından ayrılıp, Arap ve İslam Dünyasına, yöneliyor varsayım ve endişelerini beraberinde getirmiştir. Bu, eksen kayması hususunu, bir başka yazımda, ele alacağım. Benim, bu olayda, hayret içinde olduğum, nokta şudur: Irak’ın, kuzeyinde 3 milyonu aşkın, Türk kardeşimiz, yaşamaktadır. Bunlar, bir zaman bizim olan Türk – Osmanlı İmparatorluğu, topraklarında kalan, tıpkı, batı Trakya, Bulgaristan, Romanya, Balkanlar ve Kıbrıs’ta yaşayan Türk kardeşlerimiz gibi, öz be öz Türkdürler. Onları, sanki bizden, ayrı insanlarmış gibi göstermek için, Irak Türk’ü sözü yerine, Türkmen ifadesi kullanılmaktadır. Bunun, hiçbir önemi yoktur. Bu kardeşlerimiz, bizler gibi, has Türklerdir. Irak Türkleri, yıllardan beri, Musul, Kerkük, Süleymaniye, Telefer gibi şehirlerde, eziyet, işkence ve katliam görmekte, can ve mal emniyeti olmadan, bin bir güçlükle, hayatını idame ettirmeye çalışmaktadırlar. Sağlık, eğitim, konut, sosyal hizmetler konularında, çoluk çocuk mahrumiyet içindedirler. Burunlarının ucundaki, koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti, bu kardeşlerimizin, can ve mal emniyetini, yeterince sağlayamamaktadır. Bu kardeşlerimiz, itilip kakılmakta ve ne acıdır ki, bana göre, PKK’nın, baş destekçisi olan Barzani’nin ve Kürtlerin insafına terkedilmişlerdir. Barzani’nin, Ankara’ya davet edilerek, devlet başkanı statüsünde ağırlanması, büyük bir hatadır. Bununla da, kalmamış, batıya dönük, medeni bir kuruluş olduğuna inandığım, TÜSİAD’da ne yazık ki, bu zat ile görüşmüştür. Irak’ın kuzeyinde, mahrumiyet ve güçlükler içinde yaşamaya çalışan, can emniyeti olmayan, çoluk çocuk, kendi soydaşlarımız dururken, ve asıl yardım, ilgi, güvence ve sahiplenme, bunları gösterilmesi gerekirken, biz Filistin ve Gazze için, yeri göğü inletiyor, tüm Dünyayı karşımıza alıyoruz. Çok acıdır ki, Türkiye’yi, idare edenler ve bazı Muhalefet Partileri Kuzey Irak’ta, terkedilmiş vaziyette duran Türk kardeşlerimize, sahip çıkmamaktadır. Konuşmalarda, hiçbir zaman, Irak Türklerine değinilmemektedir. Başbakan, tüm televizyon konuşmalarında, tüm ziyaretlerinde ve en son, Kanada’daki G20 toplantısında, Filistin ve Gazze için esip, gürlemekte ve Kuzey Irak’ta yaşayan, Türkler hakkında, bir tek cümle, söylemek, aklına gelmemektedir. Altını çizerek, tekrar ediyorum, asıl ilgilenilmesi gereken, Irak Türkleridir. Biz, 80 bin türkün yaşadığı Kıbrıs’a, oradaki, kardeşlerimizi kurtarmak için, askeri müdahalede bulunduk. Oysa, Kuzey Irak, Musul, Kerkük, misak-ı milli hudutları dahilindedir ve buna rağmen, sahip çıkmıyoruz. Kaldı ki, bugün Türkiye’nin, menfaatlerini tehlikeye attığımız ve “Türkler Arapsız, Araplar Türksüz” olamaz dediğimiz Araplar, Filistinliler ve Gazzeliler 1. Dünya Savaşı öncesi ve sırasında, o zaman vatan toprağı olan, buraları korumak için savaşan, Mehmetçiklerimizi, arkadan vurmuşlar ve tertemiz kanlarını dökerek şehit etmişlerdir. Dış politikada, tüm devletlerle iyi ilişkiler ve işler yapılması, siyasi ve bilhassa ekonomik açıdan menfaatlerimizin korunması, elzemdir. Ama, hiçbir zaman Türkiye’nin, Yüksek menfaatleri göz ardı edilmemelidir…
Selçuk Maruflu
19. D. İstanbul Milletvekili