Son 25 yıl içinde gelişen çevre bilinci teknolojik gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucudur. Gelişen teknoloji sadece çevrenin kirliliği üzerinde potansiyel bir tehlike değildir aynı zamanda gelişen teknoloji, ölçme sistemlerinin de daha hassaslaşmasını ve etki-tesir arasındaki ilişkilerin detayları ile aydınlatılmasına da yardımcı olmaktadır.
Diğer bir ifade ile yaşadığımız ortamda herhangi bir yabancı maddenin var olup olmamasının ölçülmesinden öte, çok daha hassas ölçümler gerektiren birim zamandaki değişim oranları da ancak gelişen teknoloji sayesinde gerçekleştirilebilmektedir.
Temel ilke olarak doğada her aktivitenin çevreyi etkilediği kabul edilmekle birlikte bu etkilenmenin zararları bakış açısına göre değişmektedir. Doğayı canlıları ve yaşam koşullarını değiştirmeyen etkilerin en azından zararsız olduğu kabul edilmektedir. Buna karşı olarak geliştirilen bir başka görüş ise; etkilenme oranının zaten doğal ortamda mevcut olan değişim sınırları içerisinde kaldığı sürece doğal ortam tarafından kabul edilebilir veya izole edilebilir olacağıdır. Bu tartışmayı nükleer santral ile ilgili tartışma zeminine taşırsak ; doğal ortamda mevcut olan radyoaktivite; hava şartlarına bağlı olarak (alçak basınç alanlarında havadaki radyoaktivitenin azalması veya yüksek basınç şartlarında doğal radyoaktivitenin artması gibi), coğrafi bölgeye bağlı olarak ( dağlık bölgeler, kıyı bölgeleri, toprak yapısı gibi), konut cinslerine göre ( toprak, betonarme,tahta yapılar gibi) göre değişmektedir.
Nükleer Santrallerinin atık ömürlerine bakalım:
PLÜTONYUM: Ömrü 250 yıldır. Nükleer reaktörlerin çalışması sırasında atık olarak ortaya çıkar. Üst düzeyde zehirli ve kanser yapıcıdır.
STRONSİYUM: Ömrü 280 yıldır. Bu radyoaktif madde yağış yoluyla bitkilere oradan da hayvanların sütüne geçerek insanlara bulaşır. Kan kanserine(lösemi) yol açar.
TRİTYUM : Ömrü 120 yıldır. Büyük oranda sudan oluşan vücudumuzda üreme hücrelerinde kalıtlıma ait kromozomlara yerleşir ve bozar.
SEZYUM 137: 300 yıldır. Besin yoluyla insan vücuduna girer ve kaslara zarar verir.
İYOD 129: Ömrü 34 milyon yıldır. Radyoaktif otlarla beslenen hayvan sütüyle insan vücuduna girer. Tiroid bezi kanserine , çocuklarda büyüme aksaklıklarına ve genetik bozukluklara neden olur.
Bu durumda Nükleer Santral’ in zarar vermeyeceğini , Atıkların sağlıklı depolanacağını ve insanlığa zarar vermeyeceğini kim garanti edebilir? Almanya'da nükleer elektrik santrallarına olan yatırımlar cazibesini kaybetmiştir. Ülkemizde ise tahkim yasası ile bu riskin sıfırlanması beklenmektedir.
Enerji açığımız , yenilenebilir kaynaklardan üretilip, kayıp ve kaçakların engellendiği verimli kullanım sağlanarak, büyük çevresel ve ekonomik risklere girilmeden elde edilebilir. Çünkü Nükleer seçenek kurulumu uzun , işletilmesi pahalı, kullanım ömrü tamamlanınca tesisin sökülmesi riskli ve maliyetli olduğundan uzun vadede kamu kaynaklarını savurganca tüketir.
Dünya, radyoaktif atıkların güvenle saklanması için henüz bir çözüm bulmamıştır / bulamamıştır. Bu nedenle bile atom enerjisi çok tehlikeli bir seçimdir. Çünkü Çernobil’i unutamadık. Zararlı etkileri hâlâ sürüyor ve sürmeye de devam edecek.
Soğutmak için kullanılan suyla nehir, göl ve denizlerin ekolojik dengesi bozulacak , su ürünleri ve bölgedeki balıkçılık yok edilecektir. Sürekli kaza yapma riski taşımaktadır.
Nükleer enerji ucuz ve kârlı olabilir ama santraller kısa ömürlüdür ve uzun vadede çok pahalıya patlayacak bir şeydir. Üstelik Terör ve deprem riskli ülkemizde böyle bir ise kalkışmak tam bir aptallık değil midir?
Nükleer enerji planlarını ilk açıkladığında, hükümetin temel argümanlarından bir tanesi de bu santrallerin bizi pahalı Rus doğalgazından bağımsızlaştıracağı yönündeydi. Ancak rakamlar daha farklı bir tablo ortaya koyuyor:
Bugün işletmede olan 436 reaktör dünya elektriğinin yüzde 15′ini karşılamaktadır. Enerji tüketimine baktığımızda ise bu oran yüzde 6.5′e kadar düşüyor. Bunun temel sebebi ise nükleer santrallerden sadece elektrik üretebiliyor olmamız. Nükleer enerji hiçbir şekilde ulaşım, ısınma ve sıcak su gibi ihtiyaçlarımıza karşılık veremiyor. Tek işlevi elektrik üretmek olan nükleer santrallerin, doğalgaz kesintisi durumunda ısınma ve endüstriyel ihtiyaçlara karşılık verebilmesi imkansız.
Satın aldığı doğalgazın yaklaşık yüzde 50’sini konutlarda ısınma ve endüstriyel amaçlarla kullanan Türkiye de, planladığı nükleer santralleri şebekeye bağlayabilse dahi daha fazla fosil yakıt ve özellikle de doğalgaz alımı yapıyor olacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verilerine göre bu santrallerin, 2020 yılında, enerji ihtiyacımızın yaklaşık %4′ünü karşılaması öngörülüyor. Bu santrallere milyarlarca Lira harcamış olan Türkiye ise daha fazla doğalgaz, petrol ve ithal kömür alımı yapıyor olacak.
Nükleer enerjinin doğalgazın yerini tutamamasının bir diğer sebebiyse uzun inşa süreleri; bir reaktörün ortalama 7 yıllık inşa süresi nükleer enerjinin hızla artan talebi karşılamasını imkansız kılıyor.
Son olarak, Dr. Uygar Özesmi nükleer atık haline gelen kuşlarla ilgili anlattığı şu olay, size bir daha keskin ve çarpıcı yansıtabilir nükleer santrallerin zararlarını:
“İngiltere Sellafield nükleer santralinde, keskin nişancılar tarafından, bu güne kadar kaç kuş öldürüldüğünü santralde çalışanlar kolayca söyleyebilir. Yapmaları gereken tek şey bodrum katına inip devasa soğutucularda kaç kuş olduğunu saymak. Bu kuşların keskin nişancılar tarafından vurulmasının sebebi Sellafield’ın sularında yüzerek radyoaktif hale gelmeleri.
Kuşlar atılamıyor, çünkü nükleer atık olarak sınıflandırılıyorlar. Üstelik Sellafield’da üretilen tehlikeli çamurun temizlenebilmesi için robotlar kullanılıyor, çünkü bu temizlik için insan göndermenin imkanı yok. Bu robotların kullanıldığı tek yer ise Sellafield değil. İngiltere’de birçok nükleer santralde çamurlar böyle temizleniyor. Sonrasında robotlara neler oluyor acaba? Onlar da radyoaktif mi oluyor, onları temizlemek için de başka robotlar mı gerekecek? Bu sonu gelmez bir hikaye…”
İnsanımızın sağlığı ve esenliği için, doğal çevremizin varlığını korumak için, yana yaşanabilir bir çevre için nükleer santrallere hayır diyoruz.
Ali Ziya Çamur
Yorumlarınız ve İletişim için: azcamur@gmail.com