\"\"
\"\"

Anamur’da Muz Devrimi….


Bu makale 2016-01-05 13:10:16 eklenmiş ve 44297 kez görüntülenmiştir.
Bünyamin KOZAK

Birileri hep bir şeyleri zorlayacak. Hasad Dergisinin sahibi Seyfettin Batal, meslektaşım Ali Deniz’in ısrarıyla Bozyazı’ya gelmeseydi, muzun son durumunu görmeseydi, haziran 2007 sayısında geniş yer ayırdığı muz ile ilgili yazısında, görmüş olduğu teknoloji konusunda, “bu konuyu yazmak dostumuz Bünyamin Kozak’ın konusu” demeseydi, kim bilir bu konuyu ne zaman kaleme alacaktım. Seyfettin Beye teşekkür ediyorum. Dergiyi okuyunca aldığım bu mesaj ile görevi de üstlenmiş oldum. Temmuz sayısına yetiştirmeye çalıştım.

Aslında bu yazıyı yazmama dergideki ikinci bir yazı da neden oldu diyebilirim. Hasad Dergisinin kuruluş öyküsü. Seyfettin bey bu konuyu da iyi ki yazmış. Güzel şeyler kolayca oluvermez. Hep, altında bir yoğun emek ve mücadele gizlidir.

 

Muzun gelişiminde de hep yoğun emek ve gizli kahramanların mücadeleleri var. Belki bu yazıyla bir kısmı açığa çıkar. Emek ve mücadelenin teknoloji ile birleşmesi ve bir lokomotif öncülüğünde ilerlemesi, muzun geldiği yeri gösterir.

 

1993 yılı şubat ayında görev yaptığım Niğde ilinden, ailemin oturduğu Antalya’ya giderken Anamur’u görmek için sahil yolunu tercih ettim. Eşimin 1970 li yıllarda 2 yıl kadar ikamet ettiği Anamur, eski güzelliği ile duruyor ise belki yerleşebiliriz düşüncesindeydik. Kaledran’da yol kenarında bir muz satıcısı vardı. Durduk. Baktım sattığı ithal muz idi. Satıcının hemen arkasında ise Kaledran’ın açık muz bahçeleri uzanıyordu.

 

-        Sana bu muzu satmana nasıl izin veriyorlar?

-        Kimden izin alacakmışım?

-        Kaledran’lılardan.

-        Ben de Kaledran’lıyım.

-        O zaman size müstehak geldiğiniz durum!

 

O tarihte böyle düşünmüştüm. Muz üretilen köyde, üretici, arkasında muz bahçeleri, ithal muz satıyorsa ve kimse buna tepki göstermiyorsa ve satan kişi durumun farkında değilse, vay o ülkenin haline diye düşünmüştüm. Sorun büyüktü. Bu sorunun çözümü için muz üreticisinin bu konuda bilgilendirilmesi, uyarılması gerekiyordu.

 

1994 yılında Anamur ilçesine tayin oldum. 1995 yılında daha önce bırakmış olduğum yüksek lisansa başladım. Yüksek lisansa tekrar başlamamı sağlayan ve teşvik eden değerli hocalarım Prof.Dr. Aytekin Berkman’a ve Prof.Dr. Ali Kerim Çolak’a teşekkür ederim. Çünkü yüksek lisansa başlayıp, potasyumun muz üzerindeki o müthiş etkisini gözlemeseydim, muzda kalite kim bilir, ne zaman, nasıl gelişirdi. Potasyum. O mucize besin. Yani ballandırıcı besini o yıllarda bölgemizde pek fark eden yoktu. Türkiye toprakları potasyumca zengindir. Potasyum gübrelemesi gereksizdir. Üniversite yıllarından kafamda kalmış yargılardan biri. Bu belki buğday için geçerli olabilirdi. Ancak, muz potasyum bitkisiydi. Doktorlar hastalardaki potasyum ihtiyacı için muz yiyin diyorlardı. Ama muzcular potasyumu yeterince kullanmıyorlardı. Bilmiyorlardı.

 

Yüksek lisans sırasında potasyum uygulamasının etkileriyle büyülenmiş gibiydim. Muz üretimine yeni başlayan arkadaşım Veli Temel’in serasında dekara 45 kg net potasyumu 1996 yılında uyguladık. Veli ve babası Koca Şevket “ya yakarsa” diyordu. Hasad sonunda iyi bir verim ve kaliteyi yakalamış, yaptığımız toprak analizinde toprakta yine potasyum kalmamıştı. Daha versek muz onu da alacaktı.

 

O yıllarda kimyevi gübre kullanımında faturaya destekleme uygulanıyordu. Bize desteklemede uygulanacak oranlar Bakanlık tarafından gönderilmişti. Muz için 30-30-45 oranları öneriliyordu. Yani muzda gübreleme proğramı esas alınırken dekara 30 kg saf azot, 30 kg saf fosfor ve 45 kg saf potasyum oranları dikkate alınacaktı. Veli Temel’in bahçesinde 45 kg uygulama ile verimin artması sağlanmış ancak toprakta potasyum kalmamıştı. Yani potasyum dozu daha da artırılabilirdi. Ama hangi değere kadar? Bunu bulmak için araştırmaya başladım. İlk bulduğum kaynak İsrail’li Emanuel Lahav’a aitti. Zaten muzda gübrelemenin babası olan Lahav, 1984 yılında muzun dekara potasyum ihtiyacını ortalama 130 kg olarak belirlemişti. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Rafet Kılınç’da aynı öneriyi yapıyordu. Antalya Narenciye Araştırma Enstitüsü toprak yaprak analiz laboratuarında çalışan arkadaşım Ziraat Yüksek Mühendisi Cevdet Fehmi Özkan’la da bu bilgileri değerlendirip aynı oranlarda karar kıldık. Çok sevindim. Dekara 130 kg olarak uygulattım. Tabi bunun yarısını taban gübresi olarak vermeyi uygun bulmuştum. Sonuç çok başarılıydı. Dekara 4-5 ton arasında olan verimi 7 tona çıkarmıştık.

 

Anamur’un en çok sevdiğim özelliklerinden biri, fısıltı gazetesinin iyi çalışmasıdır. Elde edilen bu sonuçlar her hangi bir yayım çalışmasına gerek kalmadan bütün muzculara ulaştı. Biz İlçe Tarım Müdürlüğü olarak, gübre desteklemesindeki oranların değişmesi için Bakanlığa yazı yazdık. 1997 yılında oranları 58-50-130 olarak değiştirdik.

 

Maalesef, bizim bakanlıkta uzmanlıkları geliştirici yönde yeterli çalışmalar yoktur. İlin veya ilçenin hakim ürünü olan konularda da uzman bulundurulmaz. Uzman olunması teşvik edilmez. Muz ile ilgili yaptığım bu çalışmaların sonucunu duyan muz üreticileri beni daha fazla soru yağmuruna tutmaya başladılar. Sorulara cevap verebilmek için muzu daha fazla tanımak zorundaydım. Literatür taramasına girdim. 1970’li yıllarda Toprak-Su Müdürlüğünün, Zirai Mücadele teşkilatının yaptığı bazı araştırmaları buldum. Prof.Dr. Kadir Mendilcioğlu ilk ders kitabını çıkarmıştı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Tarım Bakanlığında çalışan arkadaşım Ziraat Yüksek Mühendisi Ülker Çiftçioğlu’nun gönderdiği bir yabancı kaynaktan muz hastalık ve zararlıları konusunda geniş bilgiler edindim. Ancak çalışmalar yeterli değildi.

 

Üreticilerin kendi bulduğu yöntemleri taramaya başladım. Muzda özellikle fidan ayarının önemini gördüm. Fidan ayarı bir satranç oyununa benzer. Her ağaç için en az 2 yıllık bir planlamanın yapılması gerekir. Ağacın hangi fidanı bırakılmalı? Ne zaman bırakılmalı? Neredeki bırakılmalı? Bırakılan fidan hangi tarihte doğurabilir? Vs. soruları çoktur. Her biri bir kaşif olan muz üreticilerinin, ayrı ayrı buldukları değişik uygulamaları tesbit edip, sonuçların nereden kaynaklandığını araştırdım. Dikim aralıkları, dikim derinliği, dikim şekli konularında karşılaştırmalar yaptım. Muzun, yüksek oranda hava ve toprak neminde daha iyi geliştiğini gözledim.

 

Yeraltı suyunun, muz ağaçlarının üstünden sera içine, yağmur şeklinde verilmesi fikri 1998 yılında doğdu. Bölgemizdeki yer altı suları ortalama 18 derece sıcaklıkta. Biz bu derecedeki suyu yazın vererek seramızı hem serinletebilir, hem nemini artırabilirdik. Ayrıca aynı su ile bu sefer kışın dondan korunabilirdik. Üretici yaprak saplarının arasında birikecek suyun, yaz aylarında sıcaklığının artarak, yaprağı yakabileceği endişesi taşıyordu. Bir üretici serasında, 20 Mayıs 1997 yılında saat 13’de, bir tulumba suyu, üreticinin gözden çıkardığı bir ağaca bolca püskürttürdüm. Yansın bakalım dedim. Suyun yaprağı yakması için en az 60 dereceye çıkması gerekiyordu. Suyun 60 dereceye çıkması pek mümkün görünmüyordu. İlk uygulama böyle başladı. Arkasından, ileriki yıllarda tanışacağım Niyazi Sinanoğlu’nun serasına yağmurlama kurduğunu duydum. Hızlı bir şekilde sera içi yağmurlama yaygınlaştı. İlk yıllarda saatte 120 litre su atan fıskiyeler kullanılmıştı. Şimdi suyu daha az kullanan ve daha uzun süre çalışan, saatte 5 litre su atan fıskiyeler kullanılıyor.

 

Aynı düşünceleri sulamada uyguladık. İlk yağmurlama sulama kullanılan seralarda, kışın yapılan sulamaların toprağı soğuk tuttuğu düşüncesiyle olumsuzluklar gözlendi. Daha sonraki yıllarda damlama sulamaya ek olarak, toprak sıcaklığının arttığı dönemlerde uygulanan yağmurlama sulamanın toprağın her tarafını ıslatması sonucu kök gelişimini artırdığı ve ağaçların daha fazla geliştiğini gördük. Bunların uygulanmasını önerdik.

 

Muz üretiminden elde edilen verimin artması, gelirin artmasına, bu durum da muz üretimine yönelişi artırmıştı. Daha sonraki yıllarda muzun başkenti olacak Anamur ilçesindeki sera miktarı 1994 yılında 619 dekar iken 1999 yılında 4.000 dekara ulaşmıştı.

 

Muz üreticilerinin artmasıyla muzun soruları da artmaya başlamıştı. 1999 yılında Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Hamide Gübbük, muzda çeşit denemesi yapmak için benden gönüllü çiftçi bulmamı istedi. 3 tane gönüllü çiftçinin serasına 30’ar bitki dikecektik. 10’ar bitkiden 3 farklı çeşit denenecekti. Ama bu fidanlar doku kültürü ile üretilmişti. Üretici bunu beklemiyordu. Fidanların dikim tarihi gecikmişti. 23 Nisan 1999 tarihinde vermiş oldukları sözden de dönemedikleri için isteğimize boyun eğdiler. Bir taraftan madem söz verdik, dikelim bari dediler. Boyları 2-3 karışı geçmeyen torbadaki muz fidanları için, “bunlar ne zaman büyüyüp meyve verecek, bunlar sosyetik muz, fantezi muz” diyerek dalga geçerek, isteksiz isteksiz, Anamur’dan Cahit Aslan, Veli Öztürk ve Mehmet Ali Ars seralarına dikildi. Aynı yılın Kasım ayında başlayan tayin maceram nedeniyle bu uygulamaları yeterince takip edemedim. Elde edilen sonuç üreticiyi tatmin etmemişti. Ertesi yıl dikilen bu ağaçları sökerek kendi ağaçlarını dikmişlerdi. Aradan 2 sene sonra Anamur’dan girişimciliklerini her zaman takdir ettiğim üçlü Kamil Körhasanoğlu, Ali Haydar Kılıç ve Mehmet Ceren doku kültürü muz fidanı üretme işine girdiler. İlk örnekleri Bozyazı’da Mümin Gübeş serasından Mehmet Ceren ile birlikte aldık ve arabamın bagajında Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Selim Çetiner’e teslim ettim. Onun çalışmalarına yardımcı oldum. Sonra Antalya’da Mustafa Turan ve Ziraat Mühendisi Mehmet Okudan da doku kültürü muz fidanı satışına başladılar. Doku kültürü ile birlikte, azman, herkül, şimşek, Grand Nain, Williams gibi yüksek verimli, hastalık, nematodlar ve soğuklara dayanıklı muz çeşitleri de yayılmaya başladı.

 

Muz üretiminin artması sorunların artmasını beraberinde getirdi. 1995 yılında kurduğumuz Anamur Tarımını Yaşatma ve Geliştirme Derneği organizasyonuyla, büyük bir Çiftçi Eğitim Merkezi açtık. Düzenli eğitim toplantıları yapmaya başladık.

 

Ancak sorunların çözümü için muza yönelik çalışmaların artması gerekiyordu. Muz ile ilgili yeterli çalışma yapılamıyordu. Anamur’da bu çalışmaları yapacak ortam yoktu. İlçe Tarım Müdürlüğü araştırma kuruluşu değildi. Bu araştırmaları yapamazdı. Bölgeye en yakın araştırma kuruluşu Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsüydü. Ancak bu kuruluşta da o yıllarda muz ile ilgili çalışmalar yapılmıyordu. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesinde Hamide Gübbük’ün bu çalışmaları yapmasını önermiştim. “Muzun profesörü yok. Çalışmalarımı sadece muz konusunda yaparsam işsiz kalırım” cevabını almış hak vermiştim. Muz üreticilerinin bu sorunları dile getireceği ve çözüm yolları bulabileceği bir örgütlenme gerekliydi. O tarihlerdeki Tarım ve Köyişleri Bakanı Prof.Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp, üretici birliklerinden bahsediyordu. Hemen muz üreticileri birliği kurulmalıydı. Bu amaçla toplantılar başladı. O yıllarda kurulan muz sarartma tesisi sahibi Ali Haydar Kılıç’ın tesislerinde ilk toplantılar yapıldı. Toplantıların basına sızdırılmasıyla sıkıntılar ve engellemeler başladı. Önce Mersine tayinim yapıldı. Bakanımız Prof.Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp’in müdahalesiyle tayin iptal edildi. Arkasından Mersine geçici görevim çıkarıldı. 3 ay Mersin’de kaldım. Sonra Anamur’a geri döndüm. Birlik kuruluşunun aksadığı bu dönem muz ile ilgili araştırma ve çalışmalarımı yayınlamama fırsat yarattı. Birilerinin engellemesine rağmen muz üreticilerinin ve muz ile ilgili çalışan esnafın desteği ile Muz Yetiştiriciliği kitabım TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi yayını olarak yayınlandı. Geçici görevim sırasında Mersin’de tanıştığım şube başkanım İbrahim Yalın’ın büyük desteklerini almıştım.

 

Kitabın yayınlanması ile birlikte muz yetiştiriciliği konusundaki görevi kendiliğimden üstlenmiş oldum. Ancak bu görev muz üreticilerinin bütün taleplerine rağmen hiçbir zaman resmileşemedi. Önümüzdeki ay emeklilik dilekçesini vererek, mesleğimi yapmak üzere Tarım Bakanlığındaki görevimden inşallah emekli oluyorum. Siyasetin bürokrasi üzerindeki yıkıcı etkilerini işlediğim “Cendere” adındaki romanımı önümüzdeki dönem yayınlayacağım.

 

Uygulanan teknolojiler ile birlikte muz ağaçları da gelişmeye başlamıştı. 3,5 m yan yüksekliğe sahip muz seralarına muz ağaçları sığmamaya başladı. İşte Timur Gücük ve Ahmet Akkurt ile 2000 yılında tam ihtiyaç duyduğum zaman tanıştım. Her ikisi de Türkiye’de seracılıkta teknolojiyi başlatan insanlardı. Ahmet Akkurt İnşaat Mühendisiydi. Dr. Timur Gücük Ziraat Mühendisi. O dönemin Belediye Başkanı Süreyya Çelik’in düzenlediği I. Uluslararası Turfanda Şurasına bildiri sunmaya gelmişlerdi. Bana ısrarla seranın, sera ortamının önemini anlattılar. Kavrayamadım. Dediler ki Mersin’e gelin. Ziraat Yüksek Mühendisi Kamil Körhasanoğlu, Muz Sarartma Tesisi sahibi Ali Haydar Kılıç, muz üreticisi Mehmet Ceren, Muz kasası imalatçısı Tahir Yekeler ile birlikte Mersine gittik. Mersinde yeni yapılan modern seraları gördük ve etkilendik. Hemen arkasından Haziran ayında İlçe Tarım Müdürlüğü organizasyonuyla Antalya’ya 30’a yakın çiftçi ve özellikle sera ustası götürdük. Yine Timur Gücük’ün organizasyonuyla Antalya’daki modern seraları gördük. Üreticimizin beyinlerinde fırtınalar esmişti. Gezi dönüşü seralar yükselmeye başladı. İlk kurulan seralardan biri 4,5 m yan yüksekliğe sahip olan, ileride Anamur Muz Üreticileri Birliği başkanı olan Ayhan Güzel’in serasıydı. İlk oluk eğimi hesabını, ilk çatı açısı hesabını onun serasında yaptık. Arkasından seralar daha fazla yükselmeye başladı. Bugünlerde yan yükseklik 6 metreyi, tepe yüksekliği 10 metreyi aşmaya başladı. Biz, “yeter artık daha fazla yükseltmeyin. Dayanıklıkları azalıyor” diyoruz ama yeterince dinletemiyoruz.

 

Yükselen ve hacmi genişleyen seralarda, ayrıca izolasyon mesafeli iki katlı plastik örtüler de çekilmeye başlanınca ısı ve nem dengesi daha iyi sağlanan ortamlarda muzlar çok daha güzel gelişmeye başladı.

 

Gübreleme, sulama teknolojileri, yer altı suyunun sıcak ve soğuğa karşı kullanılması, sera teknolojilerindeki iyileşmeler, yeni çeşitlerin etkileri gibi uygulanan teknolojiler sayesinde 12 ay muz üretilmeye başlandı. Artık yol kenarlarında ithal muz değil Anamur muzu satılır oldu. Artık sadece kış aylarında çalışan muz sarartma tesisleri 12 ay çalışır oldu. Artık sadece pazarda, tablacıda satılan yerli muz manavlara ve süpermarketlere girmeye başladı. Artık yerli muz ithal muz ile karıştırılmaya başladı. Henüz yerli muzumuzun etiketsiz olduğunu hatırlatmak isteriz.

 

İlk yayınım sonrası muz ile ilgilendiğimi duyan pek çok kişi elindeki kaynakları, bulduğu sonuçları, denemek istediği şeyleri benimle paylaşmaya başlamıştı. 2003 yılında Muz Yetiştiriciliği kitabının genişletilmiş 2. baskısını, yine pek çok firmanın ve Türkiye Ziraat Odaları Birliğinin yayını olarak yayınladım. Aynı yıl bütün bu çalışmalarımdan dolayı TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası tarafından tarafıma “Bilim-Teşvik ödülü” verildi. Bu yıl da Mersin Sanayicileri ve İşadamları Derneği (MESİAD) tarafından “Yılın Girişimcisi” ödülü verildi.

 

Sorunlarımızın çözümüne yardımcı olacak Üretici Birlikleri Kanunu meclisten çıkmadığı için en sonunda Muz Üreticileri Derneği’ni kurmayı başardık. Derneğin Kurucu Başkanı Kamil Kaplan oldu. Bir dönem bizim ısrarımızla sürdürdüğü başkanlığı döneminde İsrail’den muzda gübrelemenin babası Dr. Emanuel Lahav’ı Anamur’a getirmiş, bölgede inceleme ve değerlendirmeler yaptırarak konferans vermesini sağlamıştık. Sonraki dönem ülkemizdeki pek çok tarımsal kanunun çıkarılmasında önderlik etmiş, 1950 li yılların milletvekillerinden rahmetli Hidayet Sinanoğlu’nun oğlu Eczacı Niyazi Sinanoğlu Muz-Der başkanı oldu ve muzun gelişmesi için pek çok çalışmalar yaptı ve yapmaktadır.

 

Muz seralarına ilk tarımsal yatırım kredisinin açılmasını sağlayan rahmetli Hidayet Sinanoğlu’ndan sonra Ziraat Bankasından Ziraat Mühendisi Rüstem Gültekin Bal, Mustafa Demirci ve Ali Karacalar’ın yatırım kredilerinin artırılmasında ve muz serası yatırmlarının teşvik edilmesinde büyük katkıları olduğunu da belirtmek isterim.

 

2000 yılında TRT Bu Toprağın Sesi proğramının hediyesi olan Muz Yetiştiriciliği kitabı, proğramı sunan Esin Cavlak’ın, proğramın yapımcısı Selim Peksarı ve Zakir Memişoğlu meslektaşlarımın muza ilgi duymalarına vesile oldu. 2005 yılında Anamur’a gelerek 4 gün canlı yayında muzu ülke gündemine çok ciddi bir şekilde taşıdılar. Arkasından Ankara Kızılay’da Muz-Der organizasyonu ve Çankaya Belediye Başkanı Prof.Dr. Muzaffer Eryılmaz’ın destekleriyle 20.000 parmak muz dağıtılarak muza ilgi çekilmeye çalışıldı.

 

2000 yılında muz üreticilerine yönelik www.muz.gen.tr internet sitesi açıldı. Hemen arkasında her ay 1.500 adet bastırılarak yayınlanan aylık Muz Bülteni, Anamur, Bozyazı, Gazipaşa ve Alanya ilçelerindeki muz üreticilerine ücretsiz dağıtılmaya başlandı. Bu sayede muz üreticilerine yönelik bilgi akışının önü açılmaya başlandı. 2005 tarihinde muzcular e-posta grubunu kuruldu. Ayrıca Muzcular telefon grubu kurularak SMS ile bilgilendirmeler başladı. 

 

Tarım Bakanlığı muz ile ilgili çalışma yapmak üzere Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünü görevlendirdi. Mersin Üniversitesi Anamur Meslek Yüksek Okulu bünyesinde Subtropik İklim Bitkileri proğramı açıldı. Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Anamur İlçe Tarım Müdürlüğü ile işbirliğine girerek muzculuğu geliştirme projesi başlattı. Şimdi her iki kurumun muza yönelik yaptığı çalışmalarını üreticiye aktarmak üzere yayınlamalarını bekliyoruz. Yapılacak çalışma ve yayınların muz üreticilerine oldukça büyük fayda sağlayacağına inanıyoruz.

 

2006 yılında üretici birlikleri kanunun meclisten çıkmasıyla birlikte Anamur Muz Üreticileri Birliği kuruldu. Başkan Ayhan Güzel’in başlattığı bazı çalışmaların arkasından, merkezi Anamur’da Mersin Muz Üreticileri Birliği kuruldu. Hemen arkasından 2007 yılında Alanya Muz-Der başkanı Tuncer Müftüoğlu, Hüseyin Güney, Kerim Aydoğan ve arkadaşları tarafından Alanya Muz Üreticileri Birliği kuruldu.

 

Muz ile ilgili olarak kurulan bu örgütlerin muzun geleceğine sahip çıkacağına inancımız tamdır.

 

Muz Devriminin kahramanları arasında Alanya’lı muz üreticilerinden Ali Şifa serasında ilk kırmızı örümcek yiyen faydalı kırmızı örümcekleri tesbit eden Ali Tülü’den, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Selahattin Eraktan ve Eşi Prof.Dr. Gülcan Eraktana kadar, yukarıda ve aşağıda adlarını saydığım ve sayamadığım binlerce vefakar, cefakar muz üreticisi adsız kahramanların büyük emekleri vardır.  

 

A.Necdet Yenigün, A.T. Köseoğlu, Ahmet Alaettinoğlu, Ahmet Hilmi Kaya, Akif Altınbıçak, Altan Erdoğan, Baki Fidan, Bahri Çevik, Bayram Yılmaz, Behçet Köroğlu, Caner Onur, Cengiz Türkay, Durmuş Deniz, F. Dönmez, G.Göncüoğlu, Gökhan Akpolat Gürol Ergin, H. Nas Salih, H.Niyazi Sarıoğlu, Hakkı Eken, Halil Cephe, Hasan Pınar, Himmet Kaygısız, Hüseyin Babaoğlu, Hüseyin Deniz, Hüseyin Sipahioğlu, İhsan Canan, İsmail Karaçalı, İTayfun Ağar, Kenan Turan, Kutlay Alan, Levent Tufan, M. Ayfer, M. Erkan, M. Öğütçü, Mehmet Ali Tesbi M.A.Suphi Argon, Mahmut Baş, Mehmet Okudan, Mustafa Akıllı, Mustafa Pekmezci, Mustafa Turan, Naci Tekin Tüzün, Nurettin Kaşka, Nuri Arı, Nurunisa Özbek, Osman Mert, Osman Tekinel, Önder Demir, Rafet Türk, S. Danışman, Sena Saklar, Serhat Demiriz, Sevgi Paydaş, Turgut Musluoğlu, Turgut Özus, Vahit Çelik, Vedat Çelikbaş Yılmaz Biçer ve Yusuf Mert. 

 

Hasat dergisi. Temmuz 2007 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Anamur Haber
© Copyright 2017 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Anamur Haber
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi