DOSTOYEVSKİ VE ÖLÜ EVİNDEN ANILAR


Bu makale 2016-01-23 14:08:30 eklenmiş ve 610 kez görüntülenmiştir.
DR. MUSTAFA ERİM

 

Dostoyevski 1848 yılında köylüleri Sosyalist devrime yönlendiren bir derneğin mensubu olarak 34 kişiyle birlikte tutuklandı. Dostoyevski’nin de içinde bulunduğu 22 kişi idama mahkum edildi. Pyotr ve Pavel kalesinde 10 aylık bir bekleyişten sonra idam cezası infaz edilmek üzere kendisiyle birlikte 22 kişinin kurşuna dizilmesine karar verildi.

 

Kendinden önceki 4 kişinin kurşuna dizilişinden sonra, kendisi kurşuna dizilmek üzereyken, kaderin garip bir cilvesi Çarlık Fermanıyla idam cezası affedildi. Cezası Sibirya’nın Omsk bölgesinde 4 yıl ağır hapse ve er olarak 4 yıl askerlik hizmeti yapmaya çevrildi. Bu korku dolu anlar onda derin izler bıraktı.

   

        Cezasını çekmek üzere Sibirya’ya sürgüne yollandı. Rusya’nın her yanından gelen ana baba katili dahil her türlü suçu işlemiş suçlulukla birlikte cezaevi günleri başlamıştır. İşte “Ölü Evinden Anılar” kitabı bu süre içinde Dostoyevski’nin tuttuğu notlardan ve anılardan oluşur. Mahkûmlar bu romanda yaşamları boyunca günahsız bir hayat sürmüş olsun ya da olmasın bir anlık hataları ve işledikleri suçlar yüzünden hayatlarının geri kalan kısmını acı ile geçirmek zorunda kalan insanlar olarak resmediliyor. İnsan doğasının temelindeki yönelimin uysallık ve iyilik olduğuna inanan Dostoyevski de kahramanlarını buna göre şekillendiriyor.

 

İnsanın iç dünyasının en gizli köşelerini ustaca anlatan bu eserde, yaşadığı cezaevini Dostoyevski şu satırlarla tanımlar:

Zindanımız kalenin uç kısmında surların kenarındaydı.Şarampollerin aralıklarından dışarıyı görmeye çalıştığımız zamanlar ancak küçük bir ufuk parçasıyla gece gündüz nöbetçilerin dolaştığı ve her tarafını uzun otların kapladığı yüksekçe bir tümsek görebiliyorduk.Ve yıllar geçse bile, şarampolün aralıklarından baktıkça aynı suru,aynı nöbetçiyi,aynı ufku, ama kaleden görünen göğü değil, başka bir gök, çok daha uzak bir gök, hürriyetin göğünü göreceğimizi geçiriyorduk içimizden.

Gözünüzün önüne iki yüz adım uzunluğunda ve yüz elli adım genişliğinde düzensiz altıgen biçiminde bir avlu getirin.Yere derinlemesine çakılmış, birbirlerine sıkı sıkı bağlanmış, latalarla yanlamasına tutturulmuş ve uçları sivriltilmiş yüksek kazıklardan bir şarampol. Zindanımız çepeçevre işte böyle bir duvarla kuşatılmıştı. Şarampolün bir kenarında daima kapalı, önünde daima bir nöbetçi bekleyen sağlam bir araba kapısı vardır. Bu kapı ancak çalışmaya giden forsaların çıkması için emirle açılır. Bu kapının ötesinde hürriyetin aydınlık dünyası vardı.Kapının bu tarafındaysa bu dünya peri masalı gibi,serap gibi bir şeymişcesine düşünülüyordu.

Bizim dünyamızın bu dünyayla hiçbir benzerliği yoktu.Buranın kendine göre kanunları, gelenekleri, ahlaksal inanışları vardı;Yarı ölü yarı canlı bir evdi bu, ayrı bir hayat, ayrı insanlar yaşıyordu burada. Aslında burası tam bir cehennemdi, ruhların kara gecesiydi. Ancak kimse hapishanenin iç düzen ve geleneklerine isyan etmeye cesaret edemez, kurallarını kabul ederdi. Herkes boyun eğmişti. İçlerinde boyun eğmemek için çok çaba harcayan  sıra dışı tipler de olmuş, ama onlar da sonunda boyun eğmişti.

 

Size anlatmak istediğim yer işte böyle bir yerdir.

 

Umutların tükendiği bu sürgün diyarında, artık insan ruhu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. Zaafları, tutkuları gizleyen hiçbir şey kalmamıştır.

Giysilerden kurtulmuş olan insan bedeni nasıl çıplaksa, cezaevinde ki ruhta aynı tarzda her şeyden soyutlanmıştır. Sonradan elde edilen hiçbir şey kalmamıştır insanda, katı cezaevi kuralları her şeyi alıp götürmüştür.

 

Mahkum kasılmaya, böbürlenmeye devam etmektedir. “Bana bak!” der, “ben senin sandığın adam değilim, ben altı kişinin katiliyim, o yüzden buradayım.” Ne var ki eninde sonunda oda teslim bayrağı çeker.

 

İnsanın iç dünyasının en gizli ve gizemli yönlerini ustaca anlatan yazar için inanılmaz malzeme çıkmıştır ortaya. Kardeşine yazdığı mektupta “bu dört yılı bir tabuta kapatıp diri diri gömüldüğüm bir süre olarak değerlendiriyorum” diyen Dostoyevski, hapishanedeki mahkum ruhunu, insan karakterlerini, hayat öykülerini anlatır bize.

 

“Hırsızların, haydutların arasındaki dört yıllık mahkumiyetim sırasında insanı keşfetmeyi başardım” diye yazacaktır yazar. “İnanır mısın, aralarında derin, sağlam, harika karakterlerde olanlar var ve o kaba yüzeyin altındaki pırıltılı altını bulmak ne kadar sevindirici… kimilerine saygı duymamak imkansız diye yazarak en umutsuz kişilerde bile insani bir yan bulunabileceğini umutla anlatır.

 

 Cezaevini ölüler evine benzeten yazar dönemin Rus hapishanelerini ve ünlü Sibirya sürgünlerini yalın bir tarzda dile getirir:

 

Güler yüzlü, yaptıklarından dolayı hiç pişmanlık duymayan katiller tanıdım. Ancak aralarında tek kelime etmeyen, kederli sessiz kimseler de vardı. Mahkumlar, cezaevinden önceki yaşamlarını pek anlatmazlardı. Zaten burada meraklı olmak da pek adetten değildi, hiç hoş karşılanmaz, bu tür şeyler doğru bulunmazdı.

 

Cezaevindeki suçlular ve suçlar anlatılırken, tipik Dostoyevski ortaya çıkar ve insan ruhu ile ilgili analizler yapar. Ama bu kez inceleme ve analizi yapılan ruhlar sadece suçlu ve günahkar ruhlardır. “Mahkum mahkumdu, eğer bir mahkumsan istediğin kadar çirkefleşebilirsin ve bundan utanç duyman gerekmez, anlayışına  sahip suçlular, en kötü şartlarda bile onurlarını korumaya, insanlıklarını yitirmemeye çalışan mahkumlar ve Ben Çarım, Tanrıyım diyen subaylar birlikte yaşamlarını sürdürürler Omsk’ta.

Suç işleme nedenleri, suç işledikten sonra ki insan davranışları ve en önemlisi Suç ile Ceza arasında ki ilişkileri irdeler yazar. Cezaevleri ve zorunlu çalışma şartları suçluyu iyileştirmez, sadece cezalandırır ve toplumun huzurunu daha da bozmasını engeller. ..

Dostoyevski en caninin bile, doğru yöntemlerle nasıl ehlileşebileceğini sıklıkla kanıtlamaya çalışıyor. Ona göre ceza sistemi mahkûmları nefretle yok etmeye çalışırken, onları yeniden kazanmak adına hiçbir adım atmıyor. İş böyle olunca da bu kadar mahkûm da ister yaratılıştan cani olsun, ister bir şansızlık sonucu suç işlemiş, bir tabutun içinde diri diri ölümü bekliyor.

         Yazar suç işlemiş biri olmanın “suçlu bir yaradılış”a sahip olmak demek olmadığını anlatmaya çalışıyor. İşlenen suçların birçoğunun anlık öfkelerle yapılması da, hepimizin birer suçlu adayı olduğu düşüncesini getiriyor akla. Her ne kadar toplum dışı gördüğümüz bu insanların yaradılış olarak bizden farklı olduğunu düşünsek de, pek çoğu sıradan insandan oluşuyor. Hatta bazı hapishane çavuşlarının, mahkûmlardan daha sadist ruhlu olabileceği çelişkisi burada da karşımıza çıkıyor. Cezaevi işkencecileri de nasibini alır yazardan:

 

            Kan ve güç sarhoş edicidir. Duygusuzluk ve huysuzluğu geliştirir ve büyütür. En büyük sapkınlıklar kabul edilebilir bir hal alır. Sonunda kafa ve kalp için tatlılaşır. Bir zalimde, insanlık ve vatandaşlık diye bir şey kalmaz. Tekrar saygı görmesi, vicdan sahibi olup yenilenmesi tamamen olanaksızlaşır. Ayrıca böylesine keyfi bir gücün örneği bütün topluma bulaşıcı bir etki yapar. Çünkü böyle bir şey dayanılmaz bir çekicilik taşır. Bu tür olayları sadece seyreden bir toplum, kökten bozulmaya yüz tutmuş demektir.'

 

Roman aynı zamanında Rusya’nın bir dönem cezaevlerinin koşullarını anlatırken tarihe belge kazandırır. Çünkü Dostoyevski anlattığı cezaevi gerçeği Sibirya Omsk’taki cezaevi gerçeğine çok yakındır.

 

İnsanlık dışı cezalandırma yöntemleri, veremli hastaların ancak ölünce prangalarından kurtulabildikleri hastaneler, ölünceye kadar kırbaç ve sopayla dayak cezaları… Dostoyevski bu cezalandırmaları tüm çıplaklığıyla anlatır:

 

O dönem çok sık uygulanan bir ceza türü olan kırbaçlanma cezası karşısında aklını yitiren mahkumlar vardı.  Mahkumun cezasının başlangıcı olan kırbaçlanma öncesindeki anlar çok korkunçtur.Askerler olanca kuvvetleriyle başlıyor sopa vurmaya. Zavallının gözlerinden ateş fışkırıyor., bağırmaya başlıyor. Jerebiyatnikov ise kahkahalarla gülerek, arkasından sıra boyunca koşuyor, Katılıyor gülmekten; ellerini böğürlerine dayamış iki saat olmuş, doğrulamıyor bile. Haline neredeyse acıyacak insan... Ara sıra gürleyen kahkahası kesilip, - Haşlayın onu, haşlayın! Yakın canını şu düzenbaz öksüzün! diye bağırdığı duyuluyor.

 

 

Bazen, daha değişik oyunlar bulurdu.Cezalandırılacak mahkum getirilir. Tutuklu yine yalvarmaya başlar. Jerebiyatnikov bu defa nazlanıp kırıtmaz, yüz işaretleri yapmaz, işi açıklığa döker: - Bana bak azizim, der. Cezanı gerektiği gibi vereceğim. Çünkü bunu hak etmişsin. Sana ancak bir yardımda bulunabilirim, dipçiğe bağlatmam seni. Serbest kalacak, koşacaksın. Yine değneklerin hepsini yiyeceksin ama ne de olsa iş daha çabuk bitecek. Ne dersin, denemek istiyor musun? Mahkum şaşkınlıkla, güvensizlikle dinler, sonra düşünür. Kendi kendine, “Ya, gerçekten, böyle daha kazançlı olacak,” der. “Var kuvvetimle koşarsam, çekeceğim acı beş kat azalır. Belki her sopa sırtıma inmez bile...”

 

- Emredersiniz beyefendi; razıyım.”

 

 Dostoyevski’ye göre bir mahkûm tüm acılara göğüs gerebiliyor. Bunlar 4000 sopa ya da 100 kırbaç gibi fiziksel acılar olsa bile. Yedikleri kötü, işleri ağır bile olsa mahkûmlar hiçbir şekilde şikâyet etmiyor. Onların tek bir derdi var: saygı görmek. Kişiliklerini korumak bu insanların tek isteği oluyor. Bu eğitimsiz sınıfların en kötü koşullarda bile alçalmamak, insan kalabilmek adına yaptıkları  Dostoyevski’yi çok şaşırtıyor.

 

Hayatla ölüm arasında bir durak olan Omsk Cezaevi, ömür,boyu sürgün cezasına mahkum olan suçluların her şeylerini kaybettiği halde yaşamaya, nefes almaya zorlanan insanların, acımasızlığın, dönekliğin, kalleşliğin ama zaman zamanda umudun can çıkmadan tükenmeyeceğinin gözler önüne serildiği bir dram evidir.

        

Cezaevinde paranın mahkumlar için ne ifade ettiğini şöyle açıklar:

 

Cezaevinde paranın korkunç bir değeri ve önemi vardır.

 

Mahkumlar kendi paralarını kazanma şansından mahrum bırakılsalar, (kendilerine gerekli olan her şeyin sağlanmış olmasına rağmen) ya delirirler ya sinek gibi ölürler yada kimileri sıkıntıdan, kimileride en kısa sürede sefaletlerine son vermek üzere idam edilmek için, başka bir ifadeyle “talihlerini değiştirmek için” (bu, teknik bir ifadedir) duyulmamış alçaklıklara tenezzül edilebilir.

 

Paranın neden mahkumların cebinde durmadığını anlatıyordum. Bunun nedeni, parayı saklamanın güçlüğünden çok, içerideki hayatın sıkıcılığıydı. Mahkumlar, aslında doğaları gereği özgürlüğe aç yaratıklardı. Sosyal konumlarından ötürü akılları bir karış havada ve düşüncesizlerdi. Bu nedenle bir an için olsa bile çektikleri sefaleti unutmak, “dağıtmak”, tüm paralarını bol gürültülü, müzikli cümbüşlerde çarçur etmek eğilimindeydiler. Nasıl olup ta aylarca durup dinlenmeden, ölümüne çalışarak kazandıkları paraları bir günde son kuruşuna kadar çarçur ettiklerini, daha sonra yeni bir cümbüşe yetecek kadar para biriktirmek için yeniden çalışmaya başladıklarını anlamak mümkün değildi.

 

 

Rus, Çerkez, Ermeni, Polonyalı, Tatar, Hristiyan, Müslüman ve Yahudi; her milletten ve dinden insanların yer aldığı cezaevi adeta yeryüzü milletlerinin geçididir.

                 

Yazarın okuma yazma öğrettiği Dağıstanlı Müslüman Aliyle diyaloglar da kitabın ilginç bölümlerindendir: sonra iyi niyetli, saf Müslüman gülümsemeleriyle bana döndüler ve İsa’nın Tanrının Peygamberi olduğunu bir çok büyük mucize gerçekleştirdiğini onayladıklarını ve bunun onların kitaplarında da yazıldığını  söylediler.

 

Dostoyevski cezaevinden çıktıktan sonra gerçek bir aydın tavrı sergiler ve gözlemlerini yazmaya başlar.   1860’ta Rusian World adlı gazetede tefrika olarak yayımlanmaya başlar anılarını.Gerek okuyucusu gerekse eleştirmenler tarafından büyük bir ilgi ile karşılanır. Anlatılanlar ciddi bir infial uyandırır, tepkiler yönetim kademelerine kadar uzanır ve Ölü Evinden Anılar’ın yayımlanmasının ardından Omsk’taki cezaevinde önemli düzenlemeler yapılır. O artık bir aydın olarak halkına karşı görevini yapmıştır.

 

                                                                                Dr. Mustafa ERİM  

        

 

 

.

 

           

 

           

 

                       

 

 

            

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Uysallar
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Blok 1
Arşiv Arama
- -
Blok 2
Anket
Blok 3.Reklam Alanı
Anamur Haber
© Copyright 2018 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Anamur Haber
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi