Doğumum İle İlgili Bir Nostalji ( 2 )


Bu makale 2017-03-02 11:59:57 eklenmiş ve 304 kez görüntülenmiştir.
GAZİ MERT- EĞİTİMCİ

Ben doğmadan önce ve sonra ülkemiz çok büyük bir kıtlık dönemi yaşamış…

Öyle bir kıtlık dönemi ki; İnsanlar yiyecek ekmek, yağ, bulgur, soğan, gibi gıda maddeleri, üzerlerine giymek için kıyafet ve aydınlanmak için gazyağı bile bulamıyorlarmış…

 

Yiyecek-içecek-yakacak-giyecek ne varsa hepsi karneyle alınıyormuş…

Cumhuriyet Halk Partisi devrinde:

 

1942-1946 yılları arası 13 ve 14’üncü Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri olan Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nun 1’inci ve 2’inci hükümeti dönemlerinde;

07.08.1946 – 10.09.1947 tarihleri arası on beşinci Türkiye cumhuriyeti hükümeti olan Recep Peker hükümeti döneminde…

10.09.1947 – 10.06.1948 tarihleri arası kurulan birinci Hasan Saka Hükümeti döneminde;

 

10.06.1948 – 16.01.1949 tarihleri arasında kurulan ikinci Hasan Saka hükümeti döneminde;

 

…Ve 16.01.1949 – 22.05.1950 tarihleri arası kurulan Şemsettin Günaltay hükümeti dönemlerinde yiyecek ve içecek maddeleri, ısınma ve aydınlanma maddeleri karneye bağlanmış…

 

Karnesi olmayanların nüfus cüzdanlarına da aldıkları gıdalar sebebiyle mühürler basılırmış…

 

Ayrıca VARLIK VERGİSİ adıyla da insanların ellerinde avuçlarında ne varsa alınıyormuş…

 

22.05.1950 yılında kurulan sayın Adnan Menderes hükümeti dönemine kadar yani ben 5 yaşıma gelinceye kadar insanlar ağır vergi yükü altında ezilmişler…

Yaylada tarlasından buğday-arpa-çavdar kaldıranların bile “tahsildar”lar peşine düşüyor ve buğdaylarının, arpalarının, çavdarlarının büyük bir bölümünü alıyorlarmış…

 

İnsanların küçükbaş ve büyükbaş hayvanlarının bir bölümüne bile el konuyormuş…

Camiye giden insanlar bugünkü tabirle fişleniyormuş…

Bazı Camiler kapatılmış, erzak deposu haline getirilmiş…

 

Sayın Şükrü Saraçoğlu başbakan ve sayın Fuat Ağralı maliye bakanı iken benim doğduğum yıllarda hükümet olarak varlık vergisi adıyla bir vergi kanunu çıkarılmış…

Bu vergi her zaman alınmakta olan rutin vergilerden ayrıymış…

 

Vergi için ödenecek olan miktar her İl’de kurulacak olan komisyonların yapacağı takdire bağlı imiş…

 

İl’lerde komisyonlar kurulmuş…

Komisyonlar kimin ne kadar ek vergi vermesi gerektiğini belirlemişler…

 

Komisyonların takdir ettiği vergiye itiraz etme, mahkemeye verme ve mahkemeyi temyiz etme hakkı da yokmuş…

 

Ülke genelinde büyük mağduriyetler yaşanmış…

O dönemlerde Anamur’da bir kurşun madeni varmış…

Bu kurşun madeni daha sonraları ülke genelinde ismi duyulan sayın Vehbi Koç’a aitmiş…

 

Sayın Vehbi Koç ortakları Mehmet Karamancı ve Canik Vertel’le Abanoz yolu üzerindeki “Vinç”adı verilen yerde dağdan Kurşun madenini çıkarıyor, kurdukları fabrikada işletiyor ve Bozyazı’daki yoğun duvar iskelesinden gemilerle yurt içi ve yurt dışına sevkediyorlarmış…

 

Bu madende çalışan yöre halkından yüzlerce kişi varmış…

İşlenen maden Tren’e benzer şekilde raylar üzerinde giden “takavil” adı verilen ve kömürle işleyen bir araçla fabrikadan Bozyazı’daki limana getiriliyormuş…

 

“Takavil” yolunda yokuşlarda gidemeyen “takavil”leri çekmek üzere atlardan ve katırlardan istifade ediliyormuş…

 

İçel Valiliğinin kurduğu komisyon bulundukları bölgede en büyük vergiyi ödeyip hükümetin gözüne girebilmek için adeta insanlara ve işletmelere kazançlarının iki misli varlık vergisi koymuşlar…

 

Maliyeti 100.000 lira olan Anamur Kurşun madenine de 200.000 lira varlık vergisi koymuşlar…

 

O dönemde babam sayın Vehbi Koç ile tanışıyormuş...

Sayın Vehbi Koç Anamur’a geldiği sıralarda babamla görüşüyormuş…

Bunları sayın Vehbi Koç, babama anlatmış…

 

Babamla vedalaşırken demiş ki; “Fabrikayı kurşun madeni olmadığı için değil,konulan varlık vergisini ödeyebilmek için kapattık…”

 

Bunları anlattıktan sonra babam bana demişti ki;”Oğlum. Bunları GÜNLÜĞÜN’e yaz… Vinç’te çok büyük miktarda Kurşun madeni var… Bunları yaz ki ileride bu maden unutulmasın…”

 

Varlık vergisi ödenmiş, fakat fabrika kapanmış ve 100’lerce kişi işsiz kalmış…

İşte benim doğduğum yıllarda ülkemizin ve doğduğum yerlerin hali buymuş…

Devir; Asker ve sivil 38 milyon kişinin öldüğü dünya tarihinin en büyük, en kanlı savaşı olan “İkinci Cihan Savaşı” devri…

 

İkinci Cihan Savaşı 1.9.1939 tarihinde Avrupa’da, 7.12.1941 tarihinde uzak doğuda başlamış…

 

Doğduğum zaman İkinci Cihan Savaşı devam ediyormuş…

Ben 1945 yılının Nisan ayının 24’ünde dünyaya gelmişim…

Benim doğumumdan 13 gün sonra;

7.5.1945 tarihinde Almanya’nın…

 

… Ve doğumumdan 4 ay 7 gün sonra;

2.9.1945 tarihinde Japonya’nın teslim olmasıyla 6 yıl 1 gün süren İkinci Cihan Savaşı

sona ermiş…

Savaş Avrupa’da 5 yıl 8 ay 6 gün, Uzak Doğuda 3 yıl 8 ay 26 gün sürmüş…

Sonuç; 38 milyon ölü…

 

Türkiye bu savaşa yani İkinci Cihan Savaşı’na bilfiil katılmamış…

İkinci Cihan Savaşına katılmamış ama ben 13 yaşındayken 1958 yılında Tersakan yaylasında evimizin 50 metre aşağısındaki üzüm bağımızın ortasında bulunan armut ağacının dibinde bir ikindi üzeri babamın GÜNLÜĞÜM’e yazdırdıklarına göre;

 

Birinci Cihan Savaşına katılmışız…

Birinci Cihan Savaşı’na Almanya’nın isteği üzerine katılmışız…

Bu savaşın sonunda da bütün Orta doğuyu kaybetmişiz…

Osmanlı devleti parçalanmış…

 

Babam Osmanlı’ların Birinci Dünya Savaşına girişini anlatırken;

“Yaz oğlum!..

 

Bu söyleyeceklerimi savaşta yaralanıp kolum kangren olduğu zaman Siirt askeri hastanesinde sol kolumu kökünden keserek beni kurtaran ve bir gece kolumu kaybetmenin üzüntüsüyle için-için ağlarken beni teselli etmek düşüncesiyle odama gelen yüzbaşı Doktor Hamdi Bey anlatmıştı…

 

Yaz bunları…

Bunları yaz ki gelecek nesillerimiz örnek alsın, dostu düşmanı öğrensin;

Savaşa katılmadan önce Osmanlı’lar İngiltere’ye iki adet zırhlı savaş gemisi sipariş etmişler…

 

Savaş başlayınca Türkiye tarafsız kaldığı için ya da İngilizlerin tarafını tutmadığı için İngiliz’ler bu gemileri Türklere vermemişler…

Bunun üzerine Almanlar Goben ve Breslov adlı iki Alman zırhlı gemisini Çanakkale Boğazından geçirerek İstanbul’a getirmişler…

Alman zırhlıları Osmanlı donanması tarafından satın alınmış…

 

Zırhlı gemilerin isimlerini değiştirerek birinin üzerine YAVUZ, diğerinin üzerine MİDİLLİ isimlerini yazmışlar ve Alman mürettebata “FES” giydirilerek Karadeniz’e açılmışlar…

 

Rus limanlarını topa tutarak Osmanlı devletini fiilen savaşa sokmuşlar…

Bu olaydan Padişah Sultan Reşat yani beşinci Mehmet Reşat ile Sadrazam yani başbakan Sait Halim Paşa’nın haberi yokmuş, ancak 1 gün sonra haberleri olmuş…

Bizi savaşa sokanlar İttihat ve Terakki yöneticileri Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa imiş…

 

Böylece biz de savaşın içine girmişiz…”demişti…

Babam yine anlatmaya ben de GÜNLÜĞÜM’e not tutmaya devam ediyordum;

O gün armut ağacının altında hava kararıncaya kadar babamın anlattıklarına göre;

Birinci Cihan Savaşında Çanakkale’de, Kafkasya’da, Körfez’de, Arabistan’da, Yemende, Kanal’da, Acem diyarında, Galiçya ve Bulgaristan cephelerinde 1 milyon 100 bin şehit vermişiz…

 

Milyonlarca babayiğit, güçlü kuvvetli gencimizi ve okumuş insanımızı kaybetmişiz…

Ekonomik açıdan ülkemiz çok büyük maddi zarara uğramış…

 

Birinci Cihan Savaşında Osmanlıların darmadağın olmasına sebep olan Almanya, 21 yıl aradan sonra 1939 yılında İKİNCİ CİHAN SAVAŞI’ na katılmış…

 

Devlet olarak İkinci Cihan Savaşına katılmasak da Türkiye’de Cumhuriyet Gazetesi ve onun sahibi olan Nadir Nadi devamlı NAZİ ALMANYASI’nın lehine yazılar yazmış ve Almanya’yı desteklemiş…

 

Türkiye bu savaşa katılmamıştı ama tıpkı bugünlerde olduğu gibi bir gazeteci grubunun ve o gazetecileri destekleyen bir grup mutlu azınlığın davranışları, Almanya’yı desteklemesi ve Almanya’nın bu savaşta mağlup olması Türkiye’ye çok pahalıya mal olmuş…

 

İkinci Cihan Savaşında Almanya’nın yanında yer almamıştık ama “ALAMAN HARBİ” yüzünden Türkiye büyük bir kıtlık, açlık, sefalet ve ekonomik çöküntü içine girmiş…

İşte babam 13 yaşımdayken bana bunları anlatmıştı ve ben bunları GÜNLÜĞÜM’e not etmiştim…

 

Daha sonraları Üniversite yıllarımda yaptığım araştırmalara göre benim doğduğum yıllarda devam eden İkinci Cihan savaşının etkileri Türkiye’de büyük ölçüde hissedilmiş…

 

Türkiye’de de hissedilen İkinci Cihan Savaşının etkileri benim doğduğum yerlere de yansımış…

 

 

Ben böyle bir dönemde dünyaya gelmişim…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Uysallar
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Blok 1
Arşiv Arama
- -
Blok 2
Anket
Blok 3.Reklam Alanı
Anamur Haber
© Copyright 2018 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Anamur Haber
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi