Büyüdük, geliştik derken…


Bu makale 2018-04-16 09:14:59 eklenmiş ve 445 kez görüntülenmiştir.
HÜSEYİN ŞİNASİ

Ülkeler gelişmiş, gelişmekte olan, az gelişmiş veya geri kalmış ülkeler olarak sınıflandırılır. Ülkelerin ve milletlerin gelişmişliği; eğitim seviyesi, hayat standardı, çocukların gelişimi, sağlık hizmetleri, ortalama yaşam süresi, ekonomik refah ve toplumsal huzur gibi değerlerle ölçülür.

 

Her devletin yöneticileri, ülkelerini ve vatandaşlarını geri kalmışlıktan, az gelişmişlikten ve gelişmekte olan ülke değerlendirmesinden çıkarıp, gelişmiş ülke konumuna getirmeye çalışır.

 

Bu açıdan bakıldığında, dünyanın en gelişmiş ve refah seviyesi yüksek ülkelerinin; Norveç, İsveç, Finlandiya gibi Baltık kıyısı ülkeleri olduğu görülür. Bunları Almanya, Hollanda, İsviçre, Danimarka, İngiltere, İrlanda, Kanada, ABD, Japonya, Singapur, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda, gibi ülkeler takip eder. Ülkelerin gelişmişlik sınıflandırmasında, ne yazık ki ülkemizin sıralaması çok gerilerdedir.

 

Geçtiğimiz günlerde ülkemizin 2017 yılında ekonomik olarak %7,4 oranında büyüdüğü açıklandı. Ekonomik büyüme, üretim ve tüketimde meydana gelen artışlar ile ifade edilir.

 

Şayet bir ülkede üretim artıyor ve ihtiyacından fazlasını satılabiliyorsa bir gelişmeden söz edilir. Aynı ülkede üretim tüketimi karşılamıyor ve dışarıdan satın almak zorundaysa, satın almak için kaynakları yeterli değilse asıl sıkıntı o zaman başlar.

 

Gerçek anlamda ekonomik bir gelişmeden söz etmek için üretimin ve tüketimin birlikte artması, belli bir miktar tasarruf edilmesi gerekir. Bunun yanında gelirin adil bir dağılmış olması beklenir. Milli gelirlerin önemli bir kısmı küçük bir azınlığın elinde ise halkın büyük bir bölümü gelir yetersizliği yaşıyorsa ülke gelişmiş sayılmaz.

 

Ekonomistlerin konuşup durduğu terimlerin çoğunu anlayamayız. Ancak günlük hayatta karşılaştığımız işsizlik, hayat pahalılığı, fiyat artışları canımızı yakmaya başladığında bazı şeyleri anlamaya başlıyoruz.

 

Halkımızın gerçeği biraz da budur. Bir örnekle açıklamaya çalışalım.

 

Aylık geliri 2000 lira olan bir aileyi düşünelim. Aile fertleri o ay 2200 lira harcarsa ne olur? O evin ekonomisi %10 büyümüş olur.

Peki, ailenin 2000 liradan başka bir geliri yok ise ne olur?

O aile o ay, kredi kartlarına, bankalara, esnafa, eşe dosta 200 lira borçlanır. Bu borçlanma durumu her ay devam eder gider ise sıkıntılar yaşanmaya başlanır.  Ülkeler için de durum böyledir. Üretmeden harcadıkça ekonominin hacmi artar. Bu ülkenin büyüdüğü anlamına gelmez. Borcun büyüdüğü anlamına gelir.

 

Sonra gün gelir, büyüyen, içinden çıkılmaz hale gelen borçlar için para arar durursun. Ev içinden eşten, dosttan, olmadı bankalardan, ülke için düşünürsek, dış kaynaklardan para bulmaya çalışırsın. Bu borç batağından yeni gelir kaynakları bulmadan, yani bir şey üretmeden veya elindeki kaynakların bir kısmını satmadan kurtulamazsın.

 

O halde sihirli anahtar üretim, üretim, üretimdir.

Fakat ürettiğiniz şeyler de kaliteli, ucuz ve sağlıklı olmak zorundadır.

Başka çare yoktur.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Mt yanı
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Blok 1
Arşiv Arama
- -
Blok 2
Anket
Blok 3.Reklam Alanı
Anamur Haber
© Copyright 2018 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Anamur Haber
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi