MERSİN KENT TARİHİ


Bu makale 2015-06-17 22:36:58 eklenmiş ve 853 kez görüntülenmiştir.
DR. MUSTAFA ERİM


 

 

Yapılan çeşitli kazılar, Mersin bölgesinde Neolitik (Yeni Taş Devri) ve Kalkolitik (Bakır Taş Devri) çağlardan beri, yerleşimin olduğunu göstermektedir.


Bölgenin bilinen en eski adı Kizuvatna’dır.  Bölge  Hitit devrinde Que (Kue), MÖ 13. yüzyıla inen Mısır kayıtlarında  “Kedi” ya da “Kode” isminin çeşitli söylenişleriyle anılmaktaydı.  Kilikia (Cilicia) ismi ilk kez MÖ 8. yüzyılda Asur dokümanlarında görülür. Kilikya'da, adını bölgeden alan ve bütün dünyaya ticareti yapılan Cilicium denilen keçi kılından kaba dokumalar  üretiliyordu. Bu bölgeye buna izafeten bu ismin verildiği söylenmektedir.  Bölgenin yazılı tarihi Hititlerle başlamaktadır.

 

Mersin ve çevresi Kilikya olarak tanınmakta, coğrafi açıdan  ovalık ve dağlık Kilikya olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Dağlık Kilikya' nın sınırları Manavgat Çayından Limonlu' ya  kadar uzanan bölgeyi, Ovalık Kilikya ise Limonlu' dan Amanos Dağlarına kadar olan alanı kapsıyordu. Bu bölgeler, bugün Taşeli ve Çukurova adını taşımaktadırlar.

 

Tarsus Gözlüküle ve Mersin Yumuktepe'de yapılan kazılar, bölgenin  tarihte önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. Gözlükule ve Yumuktepe'de gerçekleştirilen kazılarda İslam Uygarlıklarından Neolitik Dönem'e kadar 33 katmandan oluşan bulgulara rastlanmıştır. Bu bölgenin Yukarı Mezopotamya'dan Orta ve Batı Anadolu’ya yönelik geçiş yolu üzerinde olması, yörenin çok sık el değiştirmesine neden olmuştur.

 

Sırasıyla  Luvi, Kizzuwatna, Hitit, Firig, Urartu, Asur, Babil, Lidya, Pers, Makedonya, Seleukos, Roma, Bizans ve İslam hakimiyetine giren Mersin, bir çok medeniyetin izlerini taşımaktadır. Bölge 11.yy.da Selçuklu, 14.yy.da Karamanoğulları ve Ramazanoğulları ve 15.yy.da Osmanlı İmparatorluğunun denetimine girmiştir. Bu arada Aiollar ve İonlar bölgenin çeşitli noktalarında ticaret iskeleleri ile yerleşim birimleri kurmuşlardı

 

Batı Kilikia’da MÖ 8.yüzyıl sonu - MÖ 7.yüzyıl başlarında Hellen kolonizasyon hareketleri görülmektedir. Samos’lular Kelenderis’i ve Nagidos’u, Aegina’lılar Aphrodisias’ı, Lindos’lular da Soloi ve Tarsos’u kurmuşlardır.

 

Kilikia bölgesinde MÖ 6.yüzyılda önce Pirundu yerel krallığının hüküm sürmüştür. MÖ 6.yüzyıl başlarında başkenti Ura şehri olan Pirundu krallığı Lamos (Limonlu) ve Kalykadnos (Göksu) nehirleri arasında güçlenmiştir. Bu güç, MÖ 557 yılında Babil Krallığı tarafından yıkılmış, bu durum MÖ 546 yılına kadar bölgeyi yöneten bağımsız Syennesis sülalesine yaramıştır.

 

MÖ 528 tarihinde Anadolu’yu istila eden Perslerin eline geçen Kilikia’da, bölge yine  yerli bir sülale tarafından yönetilmiş ve Persler’e  vergi vermekle yükümlü kılınmıştır.

 

MÖ 5. ve 4. yüzyılda Pers egemenliğine rağmen özellikle Kelenderis (Aydıncık), tarihinin parlak dönemlerinden birini yaşamıştır. Attika-Delos Deniz Birliği’nin en doğudaki üyesi olma özelliğini elde eden bu kentin ismi aynı zamanda MÖ 425 yılındaki Atina vergi listelerinde de görülmektedir.

 

Klikya, MÖ 527'de Yunanlıların,  MÖ 334 yılında ise Büyük İskender'in egemenliğine girmiştir. İskender' in ölümünden sonra yöre, İskender’in komutanlarından Seleukos Nicator' un eline geçmiş ve Seleukoslar Krallığının bir parçası olmuştur.

 

MÖ 261-246 yılları arasında Klikya, Mısır Hükümdarı Batlenios Ogustos tarafınan ele geçirilmiştir. MÖ 66 yılında Roma İmparatorluğu Komutanlarından Pompeius, Mersin ve çevresini zapt ederek, korsan faaliyetlerine son vererek  Soli şehrini kendi adına izafeten kurmuştur.

 

Ünlü hatip Ciceron Roma tarafından, MÖ 51 yılında Kilikya' ya vali olarak atanmıştır. MÖ 48 yılında Julius Caesar Tarsus' a gelmiş ve Kıbrıs adasını  Kilikya bölgesine bağlamıştır.  Caesar' dan sonra, doğu bölgesinin yönetimini üstlenen Marcus Antonius, MÖ 44 yılında Tarsus'ta Mısır Kraliçesi Kleopatra ile buluşarak Roma ve Mısır ittifakını sağlamıştır.

 

Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra yöre Doğu Roma İmparatorluğu içerisinde kaldı. Bilahare yöre Bizans hakimiyetine geçti.

 

Birinci yüzyılda doğan Hıristiyanlık, Kilikya' da hızlı bir şekilde yayılmış ve bölgede çok sayıda manastır ve kilise inşa edilmiştir.

 

7. Yüzyıldan Osmanlıların fethine kadar bu bölge, Müslüman Araplar, Abbasiler, Mısırlı Tolunoğulları, Selçuklular, Moğollar, Haçlılar, Ermeniler, Memluklular, Ramazan oğulları ve Karaman oğullarının hakimiyetinde kalmıştır.

Mersin, Müslüman Arapların Halife Osman zamanında 637 yılında bölgeye ulaşan ilk akınlarından 965 yılında Bizans’ın tekrar egemen olmasına kadar, yaklaşık 25 kez el değiştirmiştir.  Ancak 637 yılından itibaren Mersin, Hıristiyanlığın yanı sıra İslam kültürünün silinmez izlerini de taşımaya başlamıştır.

 

853 yılında  Abbasi Halifesi Sultan Mehdi, Mersin ve çevresini  ele geçirmiştir. 1082-1083 yıllarında Selçukluların denetimine giren bölge, kısmi olarak Haçlı istilasına uğramıştır. Selçukluların zayıflaması ile bölge Karamanoğulları’nın denetimine geçmiştir.

 

Fatih Sultan Mehmet döneminde (1474) Silifke Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.  Ovalık Kilikya olarak adlandırılan bölüm ise 1516 da Osmanlı İmparatorluğuna bağlanmıştır.

 

Bölgenin bu kadar zengin tarihi geçmişine karşılık Mersin Kent Merkezi 1830’lı yıllarda bir balıkçı köyü hüviyetindeydi ve birkaç barakadan ibaretti.

Mersin adının nereden geldiği konusunda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bu bölgede yetişen  Myrtus-Mersin ağacı nedeniyle bölgeye Mersin adı verildiği söylenmekle birlikte Mersin adının, bu bölgede yaşayan “Mersinoğlu” adındaki bir Türkmen aşiretinden geldiği görüşü de yaygındır. Evliya Çelebi’de Seyahatname’sinde bu  bölgede yetmiş hanelik bir Türkmen Kışlağının bulunduğunu ve  adının da Mersinoğlu olduğunu belirtmiştir. Mersinoğlu aşireti nedeniyle, Mersin adına Anadolu’nun çeşitli yörelerinde rastlamak mümkündür. Örneğin; İzmir, Ordu ve Trabzon’da Mersin, Mersinlik adında köyler bulunmaktadır.

1832' de bölgeyi ele geçiren Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu  İbrahim Paşa, 8 yıl bölgeyi bağımsız bir eyalet olarak idare etti. Tarım alanlarını ekmek için Suriye, Lübnan ve Mısır’dan fellahlar yani tarım tekniğini bilen çiftçiler getirtti.

 

1839 yılında Tanzimat Fermanın ilanı ile Gayri Müslim azınlıkların Osmanlı topraklarında ticari imtiyazlara kavuşmaları, Mersin’in geleceğinin şekillenmesinde en önemli gelişme oldu. Rumlar başta olmak üzere, Maruni Arap Hıristiyanlar, Ortodoks Araplar, Latin Katolikler, Yahudiler, Mersin’e gelip yerleşmeye başladılar.

 

1854 yılında patlak veren Kırım savaşı sırasında, İtalyan Piyemento hükümeti, Osmanlı yönetimine asker göndererek yardım etti. Padişah bunu karşılık Mersin’de ticaret yapmaları için İtalyanlara imtiyaz tanıdı. 1855’den sonra İtalyan Levantenler Mersin’e akın etmeye  başladılar.

 

1859 yılında yapımına başlanan Süveyş Kanalında kullanılan sedir ağaçları, Torosların eteklerinden kesilip, Mersin iskelesinden gemilerle taşındı. Sedir ağaçların kesilip, tomruk haline getirilmesi, iskeleye taşınması ve gemilere yüklenmesi çok büyük bir işgücünü ortaya çıkardı. Başta Tarsus, Adana, Silifke gibi civar il ve kazalardan olmak üzere, dağ köylerinden binlerce insan buralarda çalıştı. Dağ köylerinin yavaş yavaş sahile inmeleri bu yıllarda oldu.

 

1860’lı yıllarda Lübnan meydana gelen karışıklıklar nedeniyle, pek çok Maruni aile Mersin’e gelip yerleşti. 1889 yılında Girit’ten 70 aile bugünkü İhsaniye Mahallesine yerleşti.

 

1861 yılında Amerikan İç savaşı başladı. Avrupa pamuk ticareti İngilizlerin  elindeydi. İç savaş nedeniyle Amerika’da pamuk ekimi daraldı ve dünyanın çeşitli bölgelerinde pamuk ekim alanları arayışı başladı.  Çukurova ovanın iklim ve toprak yapısı açısından pamuk ekimine son derece elverişli olması nedeniyle bu bölgelerde pamuk ekimleri başladı. Üretilen malların işlenmesi ve dış dünyaya ulaştırılmasında Mersin İskelesi kullanıldı. Süveyş Kanalının yapımı esnasında gerekli sedir ağacı ticareti, Kırım Savaşı sırasında  ihtiyaç duyulan tahıl nakli ve Çukurova’da ekilerek işlenen  pamuk, bölgenin tek iskelesine sahip olan Mersinoğlu Köyünden dünyaya nakledildi.

 

Suriyeli çiftçi (Fellah) Nusayri Araplar, Lübnanlı Maruniler, Ortodoks Araplar, Lazkiye’li Sünni  Araplar, Gayri         Müslimlere sağlanan ticari imtiyazlar nedeniyle İtalyan Levantenler, İngiliz ve Fransız bankacılar, Kıbrıslı Türkler, mübadele yasası nedeniyle Giritli Türkler, Orta Anadolu, Tarsus ve Toroslardan  pek çok insan, bu dönemde Mersin’e yerleştiler ve Mersin'i farklı kültürler kenti yaptılar.

      

Dünyada birbirinden bağımsız bir şekilde gelişen bu olaylar, Mersin’in çok hızlı bir şekilde gelişmesini sağladı.

1830’lu  yıllarda Gökçeli Bucağına bağlı 1000 nüfuslu bir köy olan Mersin hızla gelişerek, 1852 yılında Tarsus’a bağlı Bucak, 1864 yılında Gökçeli, Elvanlı ve Kalın nahiyelerinin birleşmesi ile Adana’ya bağlı  Kaza, 1888 yılında Sancak, 1894 yılında Mutasarrıflık ve 1924 yılında Vilayet oldu.

1876 yılında Adana Mersin Karayolu, 1880 Belediye kuruldu.1886 yılında Adana-Mersin demiryolu   yapıldı,1886 Ticaret Odası kuruldu, 1888 yılında gelişen ticaret sayesinde   Ziraat Bankası, Selanik Bankası  ve  Osmanlı Bankalarının Şubeleri açıldı. Die Deutsche  Orientbank, La Banque Française de Syrie, Atina Bankası gibi başka  bankalar da o yıllarda Mersin'de faaliyet göstermeye başlamıştı.

.

1890’lı yılların sonunda Mersin artık bir köyden bir ticaret başkentine dönüşmüştür. Başta Rusya, Fransa ve İngiltere olmak üzere tam 12 Avrupa ülkesi Mersin’de konsolosluk açarlar.               

     

       1900’lü yılların başlarında Ortodoks, Katolik ve Marunilere ait 3 kilise, bir Havra ve 3 cami                  

       faaliyete geçer. Farklı etnik kökenlere  ve farklı dinlere mensup insanlar, bu coğrafyanın inanç                              

       ve   kültür mirasında varolan hoşgörüyü en güzel biçimde sergilerler. Mersin; Dünya’da                                                  

      başkaca örneği olmayan, Hıristiyan ve Müslümanların ortak olarak kullandıkları, Şehir   

Mezarlığına sahip olur.          

 

1860'lı yıllarda Mersin’de, 496 hane, 109 dükkân, 6 kahvehane, 2 fırın, 2 masara ve 1 hamam bulunmaktaydı

1880 tarihli Adana Vilayet Salnamesi’nde o yılların Mersin’inden şöyle bahsedilir:"Kasabanın çarşıları gayet muntazam ve ticari ehemmiyetlidir. İkisi taş, ikisi ahşap olmak üzere dört adet iskelesi olup, Mersin'e yanaşan vapurlara ithal ve ihraç edilen eşyanın kaffesi bu iskelelerden indirilir, çıkarılır. İthalat ve ihracattan Belediye'ce rüsumu muayene alınır. Kasabai mezkure, dahili vilayetten ve Anadolu'dan gelip, vapurlara lthal ve ihraç olunan kaffei emval ve emtia ve saire deve, araba ve beygirlerle tahmilen nakledilir."

1892 tarihli Adana Vilayet Salnamesi’n de ise  Mersin hakkında "Nefsi kasaba derununda kırk sekiz adet kebir mağaza ve üç hamam, dört otel, beş yüz kadar da esnaf mevcuttur." denilmektedir.

1890 yıllarında Mersin'de 85 mağaza, 15 kahvehane, 3 hamam, 5 çeşme ve masara bulunmaktaydı. Liman'da ise malların nakli için 10 adet mavna, 30 küçük filika ve 1 adet buharlı tekne mevcuttu.

                                                                                 Mustafa Erim

                                                                            Kent Tarihi Araştırmacısı

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Mt yanı
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Blok 1
Arşiv Arama
- -
Blok 2
Anket
Blok 3.Reklam Alanı
Anamur Haber
© Copyright 2018 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Anamur Haber
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi