Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “one minute” açılımı ile tırmanan Türk- İsrail ilişkileri, Mavi Marmara yardım gemisine yapılan sert müdahale sonrası 9 kişinin yaşamını yitirmesi ile son bulmuştu. İsrail hükümetinin müdahalesi elbette onaylanamaz bir eylem biçimi idi.
Tüm dünya da bunu zaten kabul etmiş durumda. Ancak bu olayların bu kadar tırmanma sebebinin arkasındaki gerçek nedenleri de unutmamak gerekir. Sayın Başbakan’ın tüm dünyanın takip ettiği bir TV. Programında, İsrailli politikacılar hakkında oldukça sert ifadeler kullanması ilişkileri bu noktaya getirdi.
Gazze’ye insani yardım götürme düşüncesi oldukça güzel bir fikir. Bu fikre niye ilk olarak biz öncülük ediyoruz? Koskocaman Arap dünyası dururken…
Aynı Filistinlilerin ve hatta tüm Arapların yıllardır Osmanlı’yı hep arkadan vurduğunu asla unutmayalım. Yani bu Araplar yüzünden karşılıklı çıkarlarımız bulunan komşularımızla iyi ilişkilerimizi asla zedelememeli. Bazı ülkelere kol kanat gererek yanlış dış politika izlenmemeli. İzlenirse işte sonuç böyle olur.
İsrail’e karşı protesto eylemlerinden başka bir şey yapabildik mi? Yapamadık. O zaman izlenen politika yanlış demektir.
Bu son yaşanan olaylar sonrası İsrail’le aramızdaki ticari ve turistik çıkarlarımız hep bizim aleyhimize gelişti. 300 bin İsrailli turist bu yılki Türkiye rezervasyonlarını iptal ettirdi. Diğer yandan ülkemizle ticaret yapan binlerce İsrailli firma ticari bağlarını kesti. Demek ki bu politika baştan aşağı yanlış.
Şimdi bozulan ikili ilişkileri tamir etmek için yıllarca uğraşmak gerekecek.
Elin zengin Arabi tüm ithalatını Avrupa’dan veya Amerika’dan yapar, tatilini Avrupa’da geçirir. Biz de Gazze’ye yardım için en ön saflarda canımızı tehlikeye atarız.
Uğrunda canımızı hiçe saydığımız Filistinliler yani Araplar, tarihte Osmanlı’ya yapmadığını bırakmamış.
İsterseniz Arap ihanetlerini bir kez daha gözden geçirelim. Bunun sonrasında Araplara yardım yapılmalı mı? Yoksa yapılmamalı mı?
Kararı siz verin!
1914’de başlayıp 1918’de sona eren Birinci Dünya Savaşı sırasında her cephede savaş veren Osmanlı ne yazık ki en büyük ihaneti yine Arap ırkından görmüştür.
Irak’tan Yemen’e, Filistin’den Libya’ya kadar uzanan topraklarda Osmanlı varlığını yaşatmak uğruna tüm benliğini ortaya koyan askerlerimiz, bununla da kalmayıp canını da vermek zorunda kaldı.
Kendilerini Araplardan ayırt etmeyip, Arapları da kendilerinden saydılar. Sahiplendiler.1517’den 1918 yılına kadar asırlarca bu hep böyle sürdü.
Ama aynı Araplar Osmanlı’dan kurtulmak için İngilizlerle işbirliği yapıp onları hep sırtından vurdu. Aynı Araplar batının kışkırtıcı ajanlarının ve silahlı gizli örgütlerin faaliyetleri ile ayrılıkçı siyaseti savundular ve Osmanlı Devletine karşı İngiltere cephesinde yer almaktan geri kalmadılar.
Ne İstanbul’dan ne de müttefik Almanlardan hiçbir yardım alamayan Osmanlı Ordusu silahsız, susuz, yemeksiz ve kimsesiz kalmıştı. Osmanlı evladı Sina ve Filistin Çöllerinde bir lokma ekmek ve bir yudum suya hasret kalmıştı. Askerin en önemli teçhizatı arasında yer alan matara da yoklar arasındaydı. Sonunda askere matara yerine testi bile verilmişti. Yani Osmanlı Ordusu iyice komik duruma düşmüştü.
Bunu fırsat bilen hain Araplar, Osmanlı karargâhlarını yağmalayıp, Türk askerini ölüme mahkûm ediyordu. Sabotajlara İngilizlerle birlikte katılan hain Araplar yaralı ve ölü askerlerimizin altın dişlerini bile sökecek kadar canileştiler.
Cephede yaralanan askerler hastanelere alınmayıp ölüme terk ediliyordu. Manzara utanç ve dehşet verici boyutlara ulaşmıştı.
Mekke ve Medine’de bulunan kutsal emanetleri canı pahasına koruyan ve tamir eden Osmanlı neferi, bu dönemde Hicaz Demiryolunu da yapmaktan geri kalmamıştı. Başta Kudüs olmak üzere Arap topraklarında ki birçok şehri imar edip, halkın huzur içinde yaşamasını da temin etmeyi başarmıştı Osmanlı…
Çöl Kaplanı lakabıyla tanınan Fahrettin Paşa 72 gün aç susuz savunduğu Medine’yi yeterli yardım gelmediği için sonunda teslim etmek zorunda kaldı. Yakalanıp Malta’ya sürüldü. Oradan bir fırsatını bulup kaçarak İstanbul’a gelen paşa daha sonra Anadolu da ki milli mücadeleye katıldı.
Yıllarca ekmeğini yiyip, apolet ve madalyasını taktıkları Osmanlı’ya karşı ordu içinde ki Arap kökenli paşalar ve subaylar da ihanet edince Osmanlı ne yapacağını iyice şaşırdı. İhanet odakları sadece askerler değil, yöresel bürokratlar ve idareciler de Osmanlıyı hep arkadan vurmaya başladı.
Tek amaçları Osmanlı’yı Arap topraklarından atmaktı. Bunun için de ellerinden gelen her türlü ihaneti yapmaktan geri kalmadılar.
Emir şerif, şefik el Müeyyet, Albay Yasin Hilmi, Albay Ahmet Cevdet, Tegmen Fevfik ve Şerif Hüseyin bu hainlerden bazılarıdır. Bu hainler daha sonra savaş sırasında kıtalarından kaçarak Arap ordularına hizmet etmeye başladılar.
Yani sizin anlayacağınız ihanetin boyutları her geçen gün büyüyerek genişliyor, Osmanlı ordularının işi de iyice zorlaşıyordu.
İhanet odaklarının sonunda istediği oldu. Cephede aç, susuz ilaçsız ve cephanesiz kalan Osmanlı Ordusu sonunda Arap ihanetçiler sayesinde savaştan yenik ayrılıp, Arap topraklarını terk etmek zorunda kaldı.
Bu acı olayları kimse unutmasın! Unutturmasın!
Arap toprakları uğruna canını ortaya koyan Mehmetçik sırtından haince vurulunca sonunda dünyanın da istediği oldu. 1918 yılı çok uzak bir tarih değil. Yaşanan olaylar Tüm sıcaklığı ile hafızalara kazınmışken, “Gazze’ye Yardım Açılımı” adı altında şimdi Türk Milleti yine bir oyunun içine çekilmek isteniyor. Bu oyun Türk- İsrail savaşıdır.
Şimdi artık millet olarak gözümüzü açma zamanıdır.
Türk Milleti tarihte bugüne kadar kendisini hep sırtından vuran ihanetçi Araplar yüzünden tehlikeye atılmamalıdır.
Daha doğrusu bu tür düşünmeden, tartılmadan ve iyice muhakeme edilmeden uygulamaya konulacak maceralar Türk Milletine göre değildir.
Önder DEMİR