Sıcak bir yaz akşamında rüzgâr, Toroslar’ın sarp kayalıklarından Akdeniz’in mavi sularına doğru tatlı bir serinlik taşırken tarihin tozlu sayfalarında bir yolculuğa çıkalım. Çünkü bir coğrafyanın ruhunu anlamak, yalnızca haritalara bakmak ya da hükümdarların adlarını ezberlemekle mümkün değildir. O topraklarda yaşayan, diz vuran, kıl çadırını kurup ocağını tüttüren, konup göçen insanların izini sürmek de gerekir.
İşte bölgemizde 257 yılı aşkın süre boyunca varlığını sürdüren Karamanoğulları Beyliği’nin hikâyesini anlamak için de tam olarak böyle bir yolculuğa çıkmalıyız. Üstelik bu hikâyeyi kavramak için yalnızca Karaman’a bakmak yetmez. Bakışlarımızı Toroslar’ın güneyine; Ermenek, Mut, Silifke ve Gülnar hattına, oradan da Akdeniz’e açılan stratejik kapı Anamur’a ve tarihî Mamure Kalesi’ne çevirmeliyiz.
Bir an için 13. yüzyılın ortalarına gidelim…
Anadolu Selçuklu Devleti, 1243 yılında Kösedağ Savaşı’nda Moğollar karşısında aldığı ağır yenilginin ardından büyük bir siyasi sarsıntı yaşamaya başlamıştı. Merkezi otoritenin zayıfladığı, taht mücadelelerinin ve Moğol baskısının Anadolu’yu etkisi altına aldığı bu çalkantılı dönemde, Toroslar’ın sarp dağlarında yeni bir güç yükseliyordu. Anadolu’nun uç bölgelerinde yaşam mücadelesi veren Yörük ve Türkmen toplulukları, kendi siyasi yapılarını oluşturarak tarih sahnesinde giderek daha etkili hâle geliyordu.
Karamanoğulları Beyliği de bu toplumsal ve siyasi ortamda ortaya çıktı. Onları yalnızca bir hanedandan ibaret görmek, arkasındaki toplumsal dinamikleri gözden kaçırmak olur. Beyliğin yükselişinde, farklı Oğuz boylarına mensup Türkmen topluluklarının ve bölgedeki aşiretlerin önemli bir rolü vardı. Afşar, Turgutlu, Bayburtlu, Oğuzhanlı, Bozdoğan, İğdir, Beydili ve Yıva gibi boy ve topluluklarla ilişkilendirilen bu geniş Türkmen dünyası, bölgenin siyasi ve kültürel şekillenmesinde etkili oldu. Nûre Sûfî’nin manevi mirası ve oğlu Karaman Bey’in siyasi liderliği etrafında şekillenen bu güç, zamanla Anadolu’nun önemli beyliklerinden biri hâline geldi.
Peki, bu büyük tarihî hikâyenin içinde Anamur’un yeri neydi?
Anamur, Karamanoğulları açısından sıradan bir kıyı yerleşimi ya da askerî bir karakoldan çok daha fazlasını ifade ediyordu. Orta Çağ’da Kamerüddin-ili olarak anılan coğrafyayla bağlantılı bu bölge; Toros geçitlerini, yaylak ve kışlak yollarını Akdeniz kıyılarıyla buluşturan stratejik bir güzergâh üzerindeydi. Dağlarla deniz arasında uzanan bu geçiş hattı, yalnızca askerî ve siyasi açıdan değil, ekonomik ve toplumsal hayat bakımından da büyük önem taşıyordu.
Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad döneminde bölgenin Türk hâkimiyetine girmesiyle birlikte Anamur ve çevresi, Türkmen topluluklarının yerleşimi ve bölgenin Türkleşmesi sürecinde önemli bir konuma sahip oldu. Karamanoğulları döneminde de bu coğrafya, Toroslar’ın iç kesimleriyle Akdeniz kıyıları arasındaki bağlantıyı sağlayan önemli merkezlerden biri olarak öne çıktı. Oğuzhanlı ve Yıva gibi boyların bölgedeki varlığına ilişkin anlatılar da Anamur’un tarihî ve kültürel kimliğinin şekillenmesinde Türkmen topluluklarının rolünü hatırlatıyor.
Zaman aktı, asırlar birbirini kovaladı. Ancak Toroslar ile Anamur sahili arasındaki tarihî bağ, yolların ve köprülerin hafızasında yaşamaya devam etti.
Anamur’da Kocaçay, diğer adıyla Dragon Çayı üzerinde bulunan ve Ermenek-Anamur güzergâhıyla ilişkilendirilen tarihî Alaköprü, bu geçmişin önemli tanıklarından biridir. Öte yandan Ermenek Çayı üzerindeki, bugün baraj suları altında kalan tarihî köprü de bölgenin ulaşım ve kültür tarihindeki yerini koruyor.
Karamanoğlu Mahmud Bey’in oğlu Alâeddin Halil Bey’e atfedilen bu köprüler, yalnızca iki yakayı birbirine bağlayan yapılar olarak değerlendirilmemelidir. Onlar, Toroslar’ın yaylalarıyla Anamur’un sahili arasında kurulan tarihî ilişkinin, geçmişteki ulaşım ağlarının ve bölgedeki yaşam mücadelesinin de simgeleridir. Yörüklerin yaylak ve kışlaklar arasında sürdürdükleri hareketli yaşam, bu yolların ve geçitlerin önemini daha da artırmıştır.
Bu nedenle Anamur’un tarihini yalnızca kalelerin el değiştirmesi üzerinden okumak, büyük resmi gözden kaçırmak anlamına gelir. Bölgenin geçmişi; siyasi mücadelelerin yanı sıra göç yolları, yerleşim hareketleri, ticaret, ulaşım ve kültürel etkileşimle de şekillenmiştir.
Karamanoğulları Beyliği’nin yükselişi, Anamur ve çevresinin tarihî serüveninde önemli bir dönemin parçasıdır. Toroslar’dan güneye uzanan Türkmen hareketliliği, bölgenin toplumsal yapısının ve kültürel kimliğinin oluşumunda etkili olmuştur. Dağlarla denizin buluştuğu bu topraklar, yüzyıllar boyunca farklı siyasi güçlere ev sahipliği yaparken kendi tarihî birikimini de korumuştur.
Bugün Anamur’a baktığımızda yalnızca Akdeniz’in maviliğini, bereketli topraklarını ve tarihî kalelerini görmeyiz. Aynı zamanda Toroslar’ın eteklerinde kurulan çadırların, yaylalara uzanan göç yollarının ve geçmişten bugüne taşınan kültürel mirasın izlerini de görürüz.
Dün Toroslar’da yakılan Yörük ateşi, bugün de bu toprakların hafızasında yanmaya devam ediyor. Alaköprü’nün taşlarında, eski göç yollarında ve Akdeniz’den esen rüzgârda geçmişin izleri hâlâ hissediliyor.
Çünkü Anamur’un tarihi yalnızca taşlara ve kalelere değil, bu topraklarda yaşayan insanların hafızasına da yazılmıştır.
Hüseyin Şinasi
Karamanoğulları’nın Anamur Mirası
Kazım KILINÇ (Eğitimci Yazar)
ANTSO SEÇİME GİDİYOR: ANTSO’DA DÖRT YILIN ÖZETİ..
Ali BAL
Savaşı Allah mı İstiyor, İnsan mı?
İsmail Şimşek
DÜNYA LİDERİNİ BEKLİYORUZ…
Mesut GÜVEN
İyilik için çağrım SİZE !!!
İbrahim POLAT
Keyfe Keder Eğitim Sistemi..!
Serdar ERKAN
100. Yılda Atatürk’süz Anayasa Mümkün Mü?
Gazi MERT
TÜRKİYE YÜZYILINA IŞIK TUTAN SAVUNMA SANAYİMİZDE BÜYÜK GELİŞMELER:
Nihat ERKAN
Av. Mehmet Durer Oktar Da Aramızdan Ayrıldı.