Sıcak bir yaz günü, sabahın ilk ışıkları Akdeniz'in mavi sularına vururken, Anamur sahilinde yürüyen yaşlı bir balıkçı, elindeki ağları omzuna attı ve antik kentin set kayalıklarına doğru baktı. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
"Bu taşlar konuşabilseydi..." diye mırıldandı.
Kim bilir belki de gerçekten konuşuyorlardı. Çünkü Anemurium'un her taşı, kayalığı, her sütunu ve her kırık mozaiği binlerce yıllık bir hikâyeyi sessizce anlatıyordu.
Bir zamanlar burası, yalnızca harabelerin bulunduğu sessiz bir ören yeri değildi. Akdeniz'in en hareketli limanlarından biriydi. Roma gemileri limana yanaşır, tüccarlar Kıbrıs'tan gelen malları indirir, Toros Dağları'ndan getirilen keresteler, çeşitli tarımsal ürünler ve madenler gemilere yüklenirdi. Liman boyunca yükselen insan sesleri, çekiç darbeleri ve martıların çığlıkları birbirine karışırdı.
Rüzgârın hiç eksik olmadığı bu buruna, bölgede egemenlik kurmuş toplumlar "Anemurium", yani "Rüzgârlı Burun" adını vermişti. Gerçekten de bu rüzgâr yalnızca denizden esmiyor, tarihin derinliklerinden de hikâyeler taşıyordu.
Anemurium'un geçmişi Roma'dan da eskiydi. Luviler, Fenikeliler, Hititler, Asurlular ve Persler bu topraklardan gelip geçmiş, ardından Büyük İskender'in orduları buraya ulaşmıştı. Daha sonra Selefkos Krallığı'nın egemenliğine giren kent, sonunda Roma İmparatorluğu'nun güçlü kanatları altına girmişti.
Roma'nın egemenliğiyle birlikte şehir adeta yeniden doğdu.
Liman genişledi, ticaret büyüdü, sokaklar taş döşendi. İmparator Caligula döneminde kent, kendi parasını bile basmaya başladı. Bu, Anemurium'un artık sıradan bir kasaba değil, Roma'nın Doğu Akdeniz'deki önemli şehirlerinden biri olduğunun en büyük göstergesiydi.
Günün ilk saatlerinde tüccarlar limana inerken, çocuklar taş sokaklarda oynuyor, zanaatkârlar dükkânlarını açıyordu. Kentin tiyatrosunda binlerce kişi oyunları izliyor, odeonda müzik gösterileri düzenleniyor, hamamlarda insanlar yalnızca yıkanmıyor; sohbet ediyor, haber alıyor ve dostluklar kuruyordu.
Su kemerlerinden gelen berrak sular, çeşmeleri ve hamamları beslerken, mozaik ustaları taşları adeta bir ressamın fırçası gibi işleyerek birbirinden güzel eserler ortaya çıkarıyordu.
Ancak hiçbir medeniyet sonsuza kadar huzur içinde yaşayamazdı.
İlk olarak deniz korsanları, ardından Isaurialı baskıncılar Anemurium'un kapılarına dayandı. Roma askerleri surların üzerinde nöbet tutarken, şehir halkı saldırılara direndi, zaman zaman yaralarını sararak yeniden ayağa kalktı.
Aradan yıllar geçti...
Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldı ve Anemurium artık Bizans'ın sınırları içinde kalmıştı. (M.S 395)
Bu kez şehrin silueti değişmeye başladı.
Gökyüzüne yükselen kiliseler inşa edildi. Çan sesleri tiyatrodaki alkışların yerini aldı. Piskoposlar burada görev yaptı, Hristiyanlık Akdeniz kıyılarında kök saldı. Kenti koruyan surlar yeniden güçlendirildi, yeni yapılar eklendi ve şehir bir süre daha yaşamaya devam etti.
Fakat kader, Anemurium için farklı bir sayfa hazırlıyordu.
580 yılında meydana gelen büyük deprem, kentin görkemli yapılarında derin yaralar açtı. Ardından Arap akınları başladı. Kıbrıs'ın el değiştirmesiyle deniz artık güvenli değildi. Ticaret durdu, liman sessizleşti.
İnsanlar yavaş yavaş evlerini terk etti.
Bir zamanlar çocuk sesleriyle dolan sokaklarda yalnızca rüzgâr dolaşmaya başladı.
Hoşça ve sağlıcakla kalın.
Hüseyin Şinasi
Rüzgârın Anlattığı Şehir.
Kazım KILINÇ (Eğitimci Yazar)
Elmakuzu’nda Tekeli Yörüklerinin Büyük Buluşması..
Ali BAL
1 MAYIS’A BİN SELAM
İsmail Şimşek
DÜNYA LİDERİNİ BEKLİYORUZ…
Mesut GÜVEN
İyilik için çağrım SİZE !!!
İbrahim POLAT
Keyfe Keder Eğitim Sistemi..!
Serdar ERKAN
100. Yılda Atatürk’süz Anayasa Mümkün Mü?
Gazi MERT
TÜRKİYE YÜZYILINA IŞIK TUTAN SAVUNMA SANAYİMİZDE BÜYÜK GELİŞMELER:
Nihat ERKAN
Av. Mehmet Durer Oktar Da Aramızdan Ayrıldı.