Bugün Türkiye’nin en güney ucu kabul edilen Anamur (Antik Çağ'daki adıyla Anemurium), arkeoloji ve tarih anlatımlarında genellikle Roma ve Bizans dönemi nekropolleri, hamamları, mozaikleri ve surlarıyla öne çıkar. Ancak bölgenin jeopolitik ve ticari önemi, görünürdeki bu mermer mimariden çok daha geriye; M.Ö. ikinci ve birinci binyılın çalkantılı Yakın Doğu uygarlıklarına kadar uzanır.
Tarihsel coğrafyada "Taşlık Kilikya" (Rough Cilicia) sınırlarında yer alan Anamur kıyı şeridi; yerel Luvi nüfusu, Hitit İmparatorluğu'nun Akdeniz stratejisi ve Akdeniz'in küresel tüccarları olan Fenikeliler için hayati bir askeri ve ticari buluşma noktası işlevi görmüştü.
Günümüzden dört bin yıl öncelerine gidersek; M.Ö. 2. Binli yıllarda (Tunç Çağı) Anamur ve çevresi, homojen bir Hitit toprağı olmaktan öte kültürel ve etnik olarak Luvi karakterine sahipti.
Dilsel ve Kültürel Yapı: Bölgenin yerli halkı, Hititçe ile yakın akraba olan fakat kendine has ön-eksel ve morfolojik özellikler barındıran Hint-Avrupa kökenli Luvice dilini konuşuyordu.
Arzawa ve Kizzuvatna Koridoru: Anamur, Batı Anadolu’daki asi Luvi konfederasyonu Arzawa ile Doğu Kilikya’daki (Çukurova) Kizzuvatna krallığı arasında bir geçiş koridoruydu. Toroslar'ın dik yamaçları, yerel Luvi beylerinin korunaklı kaleler inşa ederek o dönemin merkezi imparatorluklarına karşı otonomilerini korumalarına olanak sağlıyordu.
Orta Anadolu’nun karasal sınırlarına sıkışmış olan Hitit İmparatorluğu için Akdeniz’e açılmak, hem uluslararası ticaret ağlarına bağlanmak hem de kıtlık dönemlerinde tahıl sevkiyatını güvence altına almak için hayati bir zorunluluktu.
M.Ö. 14. yüzyılda (İmparatorluk Dönemi), Hitit Kralı II. Muwatalli, Mısır ile yaklaşan büyük güç savaşını (Kadeş Süreci) daha yakından koordine etmek amacıyla başkenti Hattuşa’dan güneydeki Tarhuntassa şehrine taşımıştı. Tarhuntassa krallığının güney sınırları Anamur kıyılarını doğrudan kapsamaktaydı. Toroslar'dan sahile inen dar geçitleri kontrol eden Anamur, Hitit ordularının Kıbrıs (Alasya) seferlerinde bir sıçrama tahtası ve Akdeniz tahıl ticaretinin kalbi olan meşhur Ura Limanı ile entegre çalışan bir lojistik üs işlevi görmüştü.
M.Ö. 1200 civarında, Akdeniz dünyası "Deniz Kavimleri" olarak adlandırılan gizemli ve yıkıcı bir istila/göç dalgasıyla sarsılmıştır. Kuraklık ve kıtlıkların tetiklemesiyle yerlerinden olan bu heterojen gruplar, Hitit İmparatorluğu'nu yıkmış ve Akdeniz'in tüm liman şehirlerini (Ugarit, Ura vb.) ateşe vermişti.
Merkezi Hitit otoritesinin çökmesiyle Anamur şeridinde büyük bir siyasi boşluk oluşmuş; ancak bu proto-tarihsel kriz, denizci bir medeniyetin bölgeye nüfuz etmesine kapı aralamış ve Fenikeliler güç kazanmış.
Hititlerin sahneden çekilmesiyle M.Ö. 11. yüzyıldan itibaren Akdeniz ticaretinin kontrolünü ele geçiren Lübnan kökenli Fenikeliler, yüzlerini Batı Akdeniz'e döndüklerinde Anamur’un coğrafi avantajlarını stratejik birer avantaja dönüştürmüşlerdi.
Fenikelilerin Anamur ve Taşlık Kilikya bölgesindeki etkileri üç ana başlık altında incelemek mümkündür.
Bunlardan birincisi; Anamur Burnu, Anadolu yarımadasının Akdeniz'e doğru en çok sokulan uç noktasıdır. Fenikelilerin sedir ağacından yapılma gelişmiş ticaret gemileri için bu burun; Kıbrıs’a geçmeden önce veya Ege/Yunan coğrafyasına doğru yelken açarken sığınılabilecek, ikmal yapılabilecek mükemmel bir doğal liman ve korunaklı istasyon vazifesi görmekteydi.
İkincisi Toros Kerestesi ve Maden Ticaretidir; Fenikeliler bölgede kalıcı idari binalar kurmak yerine, ham madde akışını kontrol etmeye odaklanmışlardı. Gemi yapım endüstrileri için Toros dağlarının dünyaca ünlü sedir ve çam ağaçlarına, ayrıca iç bölgelerdeki çıkarılan demir ve gümüş madenlerine ihtiyaçları vardı. Anamur Limanı, iç kesimlerden indirilen bu ham maddelerin gemilere yüklendiği; karşılığında ise yerel Luvi/Kilikya halkına lüks cam eşyalar, zeytinyağı ve meşhur "Fenike moru" kumaşların satıldığı bir ticaret merkezine dönüştü.
Üçüncüsü ve en önemlisi; Alfabenin ve Teknolojinin Yayılımıdır.
Fenikelilerin bu kıyı şeridindeki varlığı, kültürel etkileşimi hızlandırmıştı. Yerel halk, açık deniz navigasyon tekniklerini Fenikelilerden öğrenirken; en önemlisi, Fenikelilerin ticari kayıtları tutmak için geliştirdiği 22 harfli ilk alfabeyle tanıştı. Bu etkileşim, sonraki yüzyıllarda karmaşık Anadolu hiyerogliflerinin yerini harf sistemine dayalı yerel Kilikya ve Grek yazılarına bırakmasında öncü bir rol oynamıştır.
Anamur, antik Yakın Doğu tarihinin en dinamik kırılma noktalarına ev sahipliği yapmış stratejik bir kavşaktır. Tunç Çağı'nda Luvi etnik kimliği üzerine inşa edilen ve Hitit İmparatorluğu'nun Akdeniz'deki askeri-lojistik kalesi olan bu kıyı şeridi; Demir Çağı'nda Fenikelilerin ticari dehasıyla küresel bir liman ağına entegre edilmişti.
Bugün üzerinde yaşadığımız bu topraklar altında, keşfedilmeyi bekleyen nice erken dönem katmanları, Anadolu karasallığı ile Akdeniz denizciliğinin bu kadim buluşma noktasına dair daha pek çok sırrı barındırmaktadır.