Anamur’un tarihine biraz yakından baktığımızda, bugün üzerinde yaşadığımız toprakların ne kadar uzun ve hareketli bir geçmişe sahip olduğunu daha iyi anlarız. Bugün Anamur dediğimiz bu güzel Akdeniz kenti, yüzyıllar önce Anemurium adıyla Doğu Akdeniz’in önemli yerleşimlerinden biriydi.
Roma İmparatorluğu’nun MS 395 yılında ikiye ayrılmasıyla birlikte Anemurium, Doğu Roma yani Bizans İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girdi. Bu gelişme, kent açısından yeni bir tarihsel dönemin başlangıcıydı.
Anemurium’un önemini yalnızca sahip olduğu zenginliklerle açıklamak mümkün değildir. Kentin coğrafi konumu da ona büyük bir stratejik değer kazandırıyordu. Bir tarafta Isauria, diğer tarafta Dağlık Kilikya; önünde ise Akdeniz ve hemen karşısında Kıbrıs…
Bu konum, Anemurium’u hem kara hem de deniz ulaşımı açısından önemli bir merkez hâline getiriyordu. Limanı, ticaret gemilerinin uğrak noktası olmasının yanı sıra Doğu Akdeniz’in güvenliği bakımından da önemli bir işlev görüyordu.
Bugün Anemurium Antik Kenti’ni gezerken karşılaştığımız surlar, kuleler, hamamlar, sarnıçlar ve kiliseler, o dönemden günümüze ulaşan sessiz tanıklardır. Bu taş yapıların arasında dolaşırken insan ister istemez yüzyıllar önce burada yaşayan insanların günlük hayatını düşünür.
Özellikle MS 5. ve 6. yüzyıllar, Anemurium’un en canlı dönemlerinden biri olarak öne çıkar. Liman ticareti gelişmiş, kentte binlerce insan yaşamış ve Hristiyanlık şehir hayatında önemli bir yer edinmişti. Anemurium aynı zamanda bir piskoposluk merkeziydi. Kent piskoposlarının dönemin önemli dinî toplantılarında yer alması, Anemurium’un yalnızca ekonomik değil, dinî açıdan da önemli bir merkez olduğunu göstermektedir.
Ancak tarih, hiçbir şehir için sonsuza kadar aynı şekilde akmaz.
MS 580’li yıllarda meydana gelen büyük deprem, Anemurium’u ağır biçimde etkiledi. Bunun ardından Doğu Akdeniz’de değişen siyasi ve askerî dengeler kentin kaderini de değiştirmeye başladı.
7. yüzyıldan itibaren Müslüman Arapların Akdeniz’de güç kazanması ve bölgedeki deniz faaliyetlerinin artması, Anamur kıyılarını da etkiledi. Güvenlik sorunlarının çoğalmasıyla birlikte kentteki yaşam giderek zayıfladı. Halkın daha güvenli bölgelere yönelmesiyle Anemurium, eski canlılığını kaybetmeye başladı.
Bir zamanlar hareketli bir liman kenti olan Anemurium artık eski günlerinden uzaklaşıyordu.
Fakat Anamur’un tarihî hikâyesi burada sona ermeyecekti.
Bizans İmparatorluğu’nun 9. ve 10. yüzyıllarda yeniden güç kazanmasıyla birlikte Kilikya üzerindeki hâkimiyet de yeniden pekiştirildi. Anemurium Limanı’nın tekrar kullanıldığı dönemler olsa da kent, Roma ve erken Bizans dönemlerindeki eski ihtişamına bir daha ulaşamadı.
Ardından Anadolu’nun tarihini kökten değiştirecek gelişmeler yaşandı.
1071 Malazgirt Zaferi sonrasında Türklerin Anadolu’daki varlığı giderek güçlenirken Kilikya; Bizans, Ermeni siyasi oluşumları ve Türkler arasındaki mücadelelerin yaşandığı önemli bölgelerden biri hâline geldi. 12. yüzyılda Kilikya Ermeni Prensliği’nin güçlenmesiyle birlikte bölgedeki siyasi dengeler daha da karmaşık bir görünüm kazandı.
İşte Anamur’un bugünkü tarihî kimliğinin oluşmasında, yüzyıllar boyunca yaşanan bu siyasi değişimlerin ve mücadelelerin önemli bir payı vardır.
Anemurium’dan Anamur’a uzanan hikâye, aslında yalnızca bir kentin adının değişmesinden ibaret değildir.
Bu hikâye; Roma’yı, Bizans’ı, Arap akınlarını, Kilikya’daki Ermeni hâkimiyetini ve Türklerin Anadolu’daki yükselişini aynı topraklarda karşılayan bir kentin hikâyesidir.
Bugün Anamur’da denize baktığımızda yalnızca Akdeniz’in maviliğini görmüyoruz. O deniz, yüzyıllar boyunca buraya gelen tüccarların, denizcilerin, askerlerin ve farklı medeniyetlerin de sessiz tanığıdır.
Belki de Anamur’un en büyük zenginliği tam da burada yatıyor.
Çünkü bu topraklarda tarih yalnızca kitapların sayfalarında yaşamıyor. Anemurium’un taşlarında, antik limanın kalıntılarında, surların sessizliğinde ve bugün Anamur dediğimiz bu bereketli toprakların her köşesinde yaşamaya devam ediyor.
Anemurium’dan Anamur’a uzanan bu uzun yolculuk bize bir gerçeği hatırlatıyor:
Anamur, sıradan bir Akdeniz kenti değildir.
O, binlerce yıllık bir medeniyet birikiminin üzerinde yükselen; geçmişiyle bugünü arasında hâlâ güçlü bağlar bulunan tarihî bir kenttir.
Ve belki de Anamur’u anlamanın en güzel yolu, önce Anemurium’un taşlarına kulak vermektir.
Hoşça ve sağlıcakla kalın.