İslam toplumunda islami teopolitik inşanın Kaçınılmazlığı üzerine notlar / 2
İslam teopolitiğinin temel kodlarını veren iki ayete önceki yazımızda değinmiştik. Şimdi ise Bakara Suresi 143. ayet ile Âl-i İmrân Suresi 110. ayet ve bu ayetlerle aynı doğrultuda anlam taşıyan diğer ayetler üzerinde duracağız.
Bakara Suresi 143. ayette şöyle buyrulmaktadır:
“Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de, yönelmekte olduğun kıbleyi ancak Resûl’e uyanlarla gerisingeri dönecekleri ayırt edelim diye belirledik. Allah imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir.”
(Bakara/143)
Kur’an ayetlerinin birbirini açıklama gibi temel bir özelliği vardır. Buna “Kur’an bütünlüğü” de diyebiliriz. Yani ayetler; hem siyak-sibak bütünlüğü içerisinde (öncesi ve sonrası dikkate alınarak) hem de anlam bakımından irtibatlı oldukları diğer ayetlerle birlikte ele alınmalıdır.
Bu çerçevede Bakara 143. ayeti; Bakara 193 ve Enfal 39. ayetlerle birlikte okuduğumuzda, söz konusu “şahitlik” kavramının neyi ifade ettiği daha açık hale gelmektedir:
“Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.”
(Bakara/193)
“Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, şüphesiz Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.”
(Enfal/39)
Bu iki ayetin doğru anlaşılabilmesi için ise Tevbe 116, Nur 42, Şûrâ 49 ve Kehf 26. ayetlere müracaat etmek gerekmektedir:
“Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) elbette Allah’ındır; dirilten ve öldüren O’dur. Allah’tan başka dostunuz da yardımcınız da yoktur.”
(Tevbe/116)
“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dönüş de ancak Allah’adır.”
(Nur/42)
“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir.”
(Şûrâ/49)
“De ki: ‘Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O, ne güzel görür, ne güzel işitir! Onların O’ndan başka hiçbir dostu yoktur. O, hükümranlığına kimseyi ortak etmez.’”
(Kehf/26)
Kehf Suresi’nin isminden de anlaşılacağı üzere bu ayet, Ashab-ı Kehf’in mücadelesi bağlamında nazil olmuştur. Bu konuya ilerleyen bölümlerde ayrıca değineceğiz.
Ancak yukarıda zikredilen ayetleri, Hucurât Suresi 13. ayete götürmeden anlam bütünlüğü tamamlanmış olmaz:
“Ey insanlar! Şüphe yok ki biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.”
(Hucurât/13)
Bütün bu ayetlerin şifresi ise Hac Suresi 26. ayette açıkça verilmektedir:
“Bir vakit İbrahim’e Kâbe’nin yerini hazırlayıp göstermiş ve şöyle buyurmuştuk: ‘Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Evimi, onu tavaf edenler, huzurumda kıyama duranlar, rükû ve secde edenler için her türlü kirden temiz tut!’”
(Hac/26)
Devamı gelecek…