Ümmetin İmtihanı; Küresel Güce Eklenmek mi Hakikate Önderlik mi?
İslam toplumunun barış ve adalet temelinde insanlığa önderlik etmek gibi tarihsel ve evrensel bir sorumluluğu vardır. Bakara Suresi 143. ayette geçen “şahitlik” görevi ile Âl-i İmran 110. ayette vurgulanan “en hayırlı ümmet” tanımı, bu misyonun açık bir ifadesidir. Kur’an, nasıl bir insan, nasıl bir toplum ve nasıl bir dünya istendiği soruları çerçevesinde okunduğunda bu sorumluluk daha net anlaşılır.
Allah Teâlâ, Kur’an aracılığıyla müminleri bu görevi yerine getirecek imanî, ahlaki ve ruhsal donanımlarla inşa etmeyi hedeflemektedir. Bu niteliklere sahip bir İslam toplumu, dünya sosyolojisinde insanlığın çekim merkezi ve ahlaki referans noktası olmalıdır. Kur’an’ın İslam toplumu için öngördüğü ideal model budur.
Nasr Suresi’nde Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde insanların bölük bölük İslam’a yönelmesinden söz edilmesi, bu ahlaki ve adil örnekliğin doğal sonucunu ifade eder. İnsanlar zorla değil, adalet ve merhametle tanıştıkları bir düzene yönelirler.
Bu nedenle İslam toplumu; küresel istikbarın askeri, siyasi ve ekonomik çıkar birliklerine eklemlenemez. Güçlülerin zayıfları sömürdüğü, servetin ve askeri gücün bir tahakküm aracına dönüştüğü sistemlerin parçası olamaz. Kur’an’ın indiği dönemde “mallar ve oğullar” ifadesiyle anlatılan güç unsurları, bugün sermaye ve bu sermayeyi koruyan askeri güç anlamına gelmektedir.
İslam toplumunu bu güçlerin lokomotifi arkasına takılmış bir vagon haline getiren her politika, onun varoluş amacına aykırıdır. Müslümanlar, şeytanın adımlarını izleyen bu tür politikalardan uzak durmakla yükümlüdür. Aksi halde, dünyada zulme uğrayan, yurtlarından edilen, bombalar altında yaşam mücadelesi veren mazlumların vebali, kendi özgün duruşunu inşa edemeyen Müslümanların omuzlarında olacaktır.
Oysa Kur’an, Bakara 193 ve Enfal 39. ayetlerde açıkça, yeryüzünde zulüm ve kulluk düzenleri sona erinceye kadar mücadele sorumluluğunu Müslümanlara yüklemektedir. Bu mücadele; işgal, yağma, sömürgecilik ve çıkar savaşları değildir. Aksine, insanı kula kul olmaktan kurtarmayı amaçlayan meşru ve ahlaki bir duruştur. Bunun dışındaki tüm savaşlar İslam’a göre gayrimeşrudur.
Bu noktada Müslümanların, Avrupa Birliği örneğinde olduğu gibi, kendi değerlerine dayalı uluslararası bir birlik oluşturmaları zorunludur. Böyle bir teopolitik inşa, dünya mazlumlarının savunucusu olacak güçlü bir merkez doğurabilir.
İslam’ın yeryüzünde hâkim olabilmesi, ancak bu özgün politik ve ahlaki inşayla mümkündür. Fatiha Suresi’nde geçen “Bizi dosdoğru yola ilet” duası, bireysel olduğu kadar toplumsal ve politik bir yönelişi de ifade eder. Bu nedenle İslam davası, küresel ölçekte bir bakış açısı ve Kur’an’ın politik bir okumaya tabi tutulmasını gerektirir.
“Biz seni bütün insanlara bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik” (Sebe/28) ayeti de bu evrensel sorumluluğu teyit etmektedir. Bu perspektif anlaşılmışsa, İslam doğru anlaşılmış demektir.
(Devam edecek)
Hüseyin Şinasi
Muzun Fiyatı Değil, Emeğin Değeri
Ali BAL
Şekilden Öze: Kur'nÎ Bir Ramazan..
Kazım KILINÇ (Eğitimci Yazar)
Muz Üreticileri Kaygılı..!
İsmail Şimşek
DÜNYA LİDERİNİ BEKLİYORUZ…
Mesut GÜVEN
İyilik için çağrım SİZE !!!
İbrahim POLAT
Keyfe Keder Eğitim Sistemi..!
Serdar ERKAN
100. Yılda Atatürk’süz Anayasa Mümkün Mü?
Gazi MERT
TÜRKİYE YÜZYILINA IŞIK TUTAN SAVUNMA SANAYİMİZDE BÜYÜK GELİŞMELER:
Nihat ERKAN
Av. Mehmet Durer Oktar Da Aramızdan Ayrıldı.