Modern dünyanın şekillendirdiği sistemlerden biri olan kapitalist modernite, yalnızca ekonomik bir düzen kurmakla kalmamış; aynı zamanda toplumları, kültürleri ve inançları da kendi çıkarları doğrultusunda dönüştürmüştür. Bu sistem, emperyalist ve sömürgeci hedefleri gereği özellikle İslam toplumları arasında birlik ve dayanışmayı zayıflatmayı amaçlamıştır.
Bu doğrultuda en etkili araçlardan biri, milliyetçiliğin ümmet bilincinin karşısına konumlandırılması olmuştur. Oysa gerçek şu ki; ne millet olmak ümmeti inkâr etmeyi gerektirir ne de ümmet olmak millet olgusunu ortadan kaldırır. Her iki kavram da kendi içinde anlamlıdır ve bir arada var olabilir.
Ancak küresel güç odakları, tarih boyunca uyguladıkları “böl, parçala, yönet” stratejisi ile İslam toplumlarını birbirinden uzaklaştırmayı başarmıştır. Bu ayrışma yalnızca siyasi değil; aynı zamanda kültürel ve zihinsel bir kopuşu da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle İslam dünyasının aydınlarına ve düşünürlerine düşen görev, bu yapay ayrımları ortadan kaldıracak yeni bir bilinç ve bakış açısı geliştirmektir.
Geçmişte yaşanan acı olaylar ve çatışmalar elbette unutulmaz. Ancak bu hatıraları sürekli diri tutarak yeni nesillere taşımak, sadece ayrışmayı derinleştirir. Oysa doğru olan, geçmişten ders çıkararak yeni bir gelecek inşa etmektir. Nitekim Avrupa ülkeleri, iki büyük dünya savaşında birbirlerine büyük yıkımlar yaşatmalarına rağmen bugün ortak bir çatı altında bir araya gelebilmişlerdir.
İslam tarihine baktığımızda da benzer bir örnek görmek mümkündür. Hz. Muhammed döneminde Medine’de yaşayan Evs ve Hazrec kabileleri, yıllarca süren düşmanlıklarına son vererek İslam çatısı altında birleşmişlerdir. Bu, ümmet bilincinin en somut ve güçlü örneklerinden biridir.
Ümmet kavramı, tek tip bir yapı değil; farklı milletlerin bir araya gelerek oluşturduğu çok uluslu bir birliktir. Bu yönüyle bakıldığında, günümüzdeki bazı uluslararası yapılarla benzerlik taşır. Örneğin Avrupa Birliği, farklı ulusların kendi kimliklerini koruyarak ortak bir çatı altında buluştuğu bir yapıdır. Üye ülkeler ulusal kimliklerinden vazgeçmeden, ortak bir irade ile hareket edebilmektedir.
Bu noktada ortaya çıkan çelişki dikkat çekicidir: İslam ülkeleriyle birlik olmayı “kimlik kaybı” olarak gören bazı çevreler, NATO veya Avrupa Birliği üyeliğini aynı şekilde değerlendirmemektedir. Oysa her iki durum da uluslararası bir çatı altında yer almayı ifade eder.
Sonuç olarak; ümmet ve millet kavramları birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Asıl ihtiyaç duyulan şey, bu iki değeri çatıştırmak yerine ortak bir bilinçle yeniden yorumlayabilmektir. Geçmişin ayrılıklarını değil, geleceğin birlik zeminini inşa etmek; bugün her zamankinden daha büyük bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır.
Hüseyin Şinasi
Roma’nın Akdeniz’deki Hafızası: Anemurium
Ali BAL
1 MAYIS’A BİN SELAM
Kazım KILINÇ (Eğitimci Yazar)
Muz Üreticileri Kaygılı..!
İsmail Şimşek
DÜNYA LİDERİNİ BEKLİYORUZ…
Mesut GÜVEN
İyilik için çağrım SİZE !!!
İbrahim POLAT
Keyfe Keder Eğitim Sistemi..!
Serdar ERKAN
100. Yılda Atatürk’süz Anayasa Mümkün Mü?
Gazi MERT
TÜRKİYE YÜZYILINA IŞIK TUTAN SAVUNMA SANAYİMİZDE BÜYÜK GELİŞMELER:
Nihat ERKAN
Av. Mehmet Durer Oktar Da Aramızdan Ayrıldı.