İslam âleminin bugün dünya küfrü ve istikbarı karşısında sergilediği zillet ve sefalet tablosu, Kur’an perspektifinden test edildiğinde, Müslüman zihninde —üstelik İslam tarihinin daha en başından itibaren— Kur’ani doğrultuda bir teopolitik perspektifin oluşmadığı, ibret ve hayretle görülecektir.
Mesela Cemel ve Sıffin savaşlarını ele alalım. Her şeyden önce, bu iki savaşın da nereden bakılırsa bakılsın birer iç savaş olduğu açıktır. Daha da dikkat çekici olan ise, bu savaşlarda kardeşlik açıkça çiğnenmiş olmasına rağmen, “kardeşlik” kavramının neredeyse hiç gündeme gelmemiş olmasıdır.
Oysa Hucurât Suresi 9. ayete göre; müminlerden iki grup birbiriyle çatıştığında, diğer müminlerin araya girerek aralarını düzeltmesi gerekir. Eğer taraflardan biri saldırgan tutumunda ısrar ederse, Allah’ın emrine dönünceye —yani ateşkes ve barış için masaya oturuncaya— kadar o tarafa karşı birlikte mücadele edilmesi emredilmektedir. Ancak Cemel ve Sıffin savaşlarında bu ilkeye dair ne bir referans ne de bir tartışma görmekteyiz.
“Eğer müminlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri diğerine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın. Çünkü Allah adaletli davrananları sever.”
(Hucurât, 9)
Taraflar arasında karşılıklı suçlamalar elbette vardır; ancak “Biz kardeş değil miydik?”, “Kardeşler savaşır mı?” gibi Kur’an merkezli bir muhasebe ve tartışma yoktur. Hatta Hucurât Suresi 10. ayet de gündeme gelmez:
“Müminler ancak kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.”
(Hucurât, 10)
Düşünün ki bunlar, Kur’an’ın inişine bizzat şahit olmuş birinci nesildir. Buna rağmen, kardeşlik hukukunun Kur’an üzerinden savunulmadığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu durum gerçekten de son derece düşündürücüdür.
Buradan İslam tarihine doğru baktığımızda, gelmiş geçmiş İslam sultanlıklarının tarihinin büyük ölçüde birbirleriyle savaşarak geçtiğini görürüz. Hadi kâfirlerle yapılan savaşları savunma savaşı olarak değerlendirelim; peki Müslümanlar birbirleriyle neden savaştılar? Hani kardeşlik hukuku nerede kaldı? Cemel ve Sıffin’de kardeşlik nasıl gündeme gelmediyse, sonraki yüzyıllarda da gelmemiştir.
Bu tabloya bakıldığında insan, savaşın bir kader olduğu zannına kapılabiliyor. Oysa Allah Teâlâ’nın böyle bir kader yazmadığını ve yazmayacağını biliyoruz. Buna rağmen; savaşın dışında üçüncü bir yol olarak, tarafları bir araya getirip sorunları barışçıl yollarla çözecek bir İslam Barış Gücü, silah yerine müzakereyi esas alacak bir İslam Parlamentosu fikrinin ne bir idrakine, ne bir aklına ne de bir iradesine tarih boyunca rastlıyoruz.
Oysa sorunların istişare yoluyla çözümünü emreden Şûrâ Suresi 38. ayet, Kur’an’ın siyasal ve toplumsal düzen açısından en temel ayetlerinden biridir. Buna rağmen, İslam sultanlıkları arasındaki ihtilafları çözmek üzere; İslam siyasetçileri, devlet adamları ve âlimlerinden oluşacak ne ulusal ne de uluslararası ölçekte bir Şûrâ-yı Ümmet teşkili düşünülmüştür. Aynı şekilde, bu şûrada alınan kararları hukuki zemine oturtacak bir İslam Yüksek Adalet Divanı fikri de hiçbir zaman hayata geçirilmemiştir.
Daha da ibretlik olan şudur: Hristiyan dünyası, kutsal kitaplarında bu yönde açık
Hüseyin Şinasi
Anamur’da Trafik Kaosu ve Otopark Çıkmazı
Ali BAL
“İslam Dünyasının Unuttuğu Şûra”
Kazım KILINÇ (Eğitimci Yazar)
Muz Üreticileri Kaygılı..!
İsmail Şimşek
DÜNYA LİDERİNİ BEKLİYORUZ…
Mesut GÜVEN
İyilik için çağrım SİZE !!!
İbrahim POLAT
Keyfe Keder Eğitim Sistemi..!
Serdar ERKAN
100. Yılda Atatürk’süz Anayasa Mümkün Mü?
Gazi MERT
TÜRKİYE YÜZYILINA IŞIK TUTAN SAVUNMA SANAYİMİZDE BÜYÜK GELİŞMELER:
Nihat ERKAN
Av. Mehmet Durer Oktar Da Aramızdan Ayrıldı.